ELMALILI MUHAMMED HAMDİ YAZIR'IN SON MEALİ -4- 


Akif’in, Kur’ân-ı Kerîm tercümelerinin müsveddelerini kısım kısım İstanbul’a göndermekten vazgeçmesi,  İstanbul Göztepe Tütüncü Mehmet Hâlis Efendi Camii’nde cami imam ve hatîbi Ayasofya dersiâmlarından Cemâleddin Efendi’nin, 1926 Ramazan’ının ilk cumasında (5 Ramazan 1344/19 Mart 1926) hutbeyi Türkçe okuyup, namazı da kendisinin hazırladığı Fâtiha, Asr ve İhlâs sûrelerinin çevirileriyle kıldırması sonrası, olayın Vakit, Akşam, Son Saat, Milliyet gibi diğer gazetelerde de “Türkçe Namaz” meselesi şeklinde manşetlere taşınması akabindedir. Dr. Abdulllah Cevdet (ö.1932), Mehmed Âsım Us (ö.1967), İkdamcı Ahmed Cevdet (ö.1935) ve Kars Mebusu Ahmed Ağaoğlu (ö.1939) gibi gazete yazarları “Türkçe İbâdet” konusunu Ramazan boyunca makâlelerinde işlediler, büyük gürültü ve sıkıntılara sebep olarak kamuoyunu uzun zaman bu konuyla meşgul ettiler. Mahir İz’de konu ile alâkalı şöyle yorum yapmaktaydı: “Bu havâdis Mısır’a aksedince, Âkif Bey telaş göstermiş ve o zamana kadar Diyânet’e gönderdiği 50 sahife kadar tercümeyi, birçok esaslı düzeltmeler yapacağı bahânesiyle geri istemiş.”  

Elmalılı’nın metrûkâtında yaptığımız çalışmalar neticesi, Akif’in kendi el yazısı ile bir deftere yazıp, Eşref Edip vâsıtasıyle gönderdiği Kur’an-ı Kerîm’in sadece ilk iki cüzünü içeren tercümesi , diğer tercümelerinde Elmalılı’da olduğunu, Akif’in Diyânet’teki elli sayfa ile birlikte Elmalılı’da bulunan tercümelerini de geri aldığı dönemde sözkonusu iki cüzün sehven kaldığı izlenimini vermektedir. Zira Elmalılı, Akseki’ye yazdığı Şubat 1927 tarihli mektubunda A`râf sûresi dahil tercümelerin Akif tarafından kendisine gönderildiğini ifâde etmektedir. Akif’in tercümelerini, kamuoyunda “Türkçe Kur’ân, Türkçe İbâdet” konularının tartışıldığı harâretli dönemlerde değil, olaylar yatıştıktan aylar sonra istediği ve geri aldığı anlaşılmaktadır. 

İstanbul Göztepe Tütüncü Mehmed Hâlis Camii’nde , Dârü’l-fünûn İlâhiyât Fakiltesi’nde  ve benzeri yerlerde namazı Türkçe Kur’ân tercümeleri ile kılma girişimleri halkı ve ilim ehlini derinden rahatsız etti. Bunun üzerine Diyanet İşleri Reisi Rıfat Börekçi (ö.1941), 3 Mayıs 1926 tarihinde, Türkçe’ye tercüme edilmiş olan meallerin Kur’ân’ın yerini tutmadığı, binâen aleyh onlarla kılınan namazların sahih olmadığı açıklamasını yaptı.  Reisi Rıfat Börekçi ve Ahmet Hamdi Akseki gibi Türkçe ibâdet konusuna müsbet bakmayanlar olsa da, hükümet Türkçe ibâdetten yana olduğunu açıkça belirtiyor ve bu yöndeki gelişmeleri de destekliyordu. Türkçe ibâdet konusuna karşı menfî açıklamalarda bulunanlardan birisi de Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’dı.  Elmalılı, Türkçe Kur’ân diye bir şey olmayacağını ve ibâdetlerin ibâdet dili olan Arapça’dan başka bir dille yapılamayacağını belirterek, tefsirin mukaddimesinde; 

Türkçe Kur’’an mı olur be hey şaşkın 

Bu oynamaktır dîn ü îmânla 

beytini yazmıştı.  

Ahmet Hamdi Akseki, Akif’i iknâ etmek ve yaptığı tercümeyi bir an evvel göndermesini temin etmek için, Kuşadalı Rıza Efendi, Kâmil Mîras gibi Akif’in dostlarını aracı yapıyor, onlara mektuplar yazdırıyor, lâkin bir sonuç alamıyordu. Akif, âdetinin hilâfına arkadaşlarının bu mektuplarına cevap dahi yazmıyordu. 

Akif, 1931 yılının sonlarında yaptığı Kur’ân tercümesi hakkında kesin kararını vermiş, 5 Aralık 1931 tarihinde Eşref Edib’e gönderdiği mektubunda, Kur’ân tercümesinin Elmalılı’ya devri için gerekli işlemlerin hemen yapılmasını istemişti.  Akif, yazdığı bu mektubun ardından kardeşi Fuad Şemsi’ye bir vekâletnâme gönderdi ve Diyânet Reisliği ile yaptığı Kur’ân tercümesi mukâvelesini feshederek, tercüme vazifesini her hâliyle çok güvendiği ve îtimâd ettiği Elmalılı’ya devretti.  

Elmalılı, Kur’an tercümesi ile alâkalı Diyânet Reisliği ile yaptığı mukâvele tarihini, Diyânet İşleri Reisi Rıfat Börekçi’ye yazdığı Ağustos 1932 tarihli mektubunda, 23 Mayıs 1932 olarak ifâde etmektedir.  Diyânet İşleri Reisliği’nden Elmalılı’ya gönderilen, Muhammed Fehmi isim ve imzalı bir mektup da sözkonusu mukâvele ile ilgili şu açıklama yapılmaktadır:  

“Efendim, noterden bugün alınan mukâvelenâmenin aslı Riyâset-i Celîleye bir sûreti de leffen zât-ı sâmîlerine takdîm kılındığı ma’ruzdur Efendim hazretleri.  24 Mayıs 1932 Hürmetkârları Muhammed Fehmi-İmza”