ELMALILI MUHAMMED HAMDİ YAZIR'IN SON MEALİ -6-


Diyânet İşleri Reisliği, Elmalılı’nın haklılığını, anlaşma şartlarına riâyetini ve niyetini kesin olarak ortaya koyduğu cevâbî mektuptan sonra sözleşmeyi feshetmek yerine, hükümet ile görüşerek hem meâlin hem de tefsirin devamına karar verdi. Elmalılı, tazyiklerle bunaldığı bu zor dönemde net bir tavır sergileyerek, hükümetin “Türkçe İbâdet” projesine âlet olmamış ve Akif’in kendisine olan güven ve itimadında da Akif’in ne kadar haklı olduğunu ispat etmişti.

Elmalılı’ya olan tazyikler 1932 yılından sonra şekil değiştirmeye başladı. Diyânet İşleri Riyâseti’nin, Baş Vekâlet Yüksek Makâmına başlığı ile yazdığı bir yazıda, hakkında; “…Tefsir kitabını yazan zât nazariyyât-ı fenniye ile esâsât-ı diniyyenin ayrı ayrı muvaffaklarını çok iyi bilen yegâne mütehassıs…”  dediği Elmalılı’nın yazdığı meâl ve tefsiri, Ahmed Hamdi Akseki başta olmak üzere Diyânet Reisliği tarafından tashîh edilmeye başlandı. Nitekim Ahmed Hamdi Akseki tefsirin birinci cüzündeki yaptığı düzeltmelere 22 Ağustos 1934 tarihli mektubunda şöyle işâret ediyordu:
Sahife 254- Birinci satırda ilk defa yazdığınız, "fe-in lem tef'alû.."  ya âit meâlde sonradan üstüne çıkan şekli daha iyi buldum.
254- "Bir rızık rızıklandıkça" bu ta'bîrin başka şekle ifrâğını... "zevceler" ta'birinin tercîhini muvâfık görüyorum, bir "rızık rızıklandıkça" hem lisan, hem de ifâde noktasından tuhaftır.
289- "Takdîs edip duruyoruz" dediler. Bundan sonra "her halde" diye başlıyorken biraz düşük gibi geliyor. Burada "Allah" yahut "Rabbin" denilse daha muvâfık düşmez mi? Bir satır sonra gelen "'âlemini gösterdi" cümlesini pek anlayamadım, acaba bir kalık olmasın.
325- Birinci ve üçüncü satırlarda üzeri çizilmiş yerler daha muvâfık gibi görüyorum. Hele "telbis" yerine "karıştırıp" ta'birini tercih etmek çok iyi olur.
340- "Ve entüm tenzurûn" "sizler bakıyordunuz" biraz hafif geldi.
341- "Ve entüm zâlimûn" Zulüm ediyordunuz. Biraz hafîf geldi.
344- "Bâriniz" her halde başka bir kelime ile değiştirilmelidir. Çünkü hiç müsta'mel değil ve Türkçe konuşmaya da ağır geliyor.
352- "Dedin" kelimesi daha münâsip bir yere geçirilse. Bu gibi yerlerde "hani demişdin ki", "yâd et o zamanı ki..." gibi bir ta'bir kullanılsa daha iyi olmaz mı? Gerçi ecnebî lisanlarda bu gibi yerlerde aynı ta'birleri görüyoruz. Şayet kalırsa iki virgül arasına almak lazımdır: "Ve bir vakit şu şehre girdikte, dedin ....
352- "Murdâr" kelimesini hoş görmüyorum. Aynı ma'nâ başka bir kelime ile ifâde edilmelidir.
357- " ..size istediğiniz" yerine " muhakkak sizin için istediğiniz vardır" dedi.
360- Nasrânîler, Sâbiîler, her kim ...." yerine "Nasrânîler, Sâbiîler (den) her kim de yazsa iyi olacaktır.  "E" bu tefsirde gösterilmiştir. Bu gösterilmezse biraz düşük oluyor.
366- "Maymun olun reziller" tefsirde reziller ta'birine tekâbül edecek bir şey göremedim.
379- "Yekdiğerleriyle halvet ettiklerinde", "halvet olduklarında", "yahut doğrudan doğruya", "tenha kaldıklarında" daha muvâfık olmaz mı?
387- (Ne yaptığınızdan Allah gafil değil) buraya bir "Çünkü biliniz ki" gibi bir kelime ilave edilerek " Biliniz ki ne yaptığınızdan..." dense âyet-i kerîmenin ma'nâsı daha kuvvetli ifâde edişmiş olmaz mı?
390- "Alçak hayat" ta'birini başka ifâde etmek her halde muvâfık olur kanaâtindeyim.
402- "Gazaba uğradılar            " ta'biri daha müsta'meldir.
406- "De ki yâ iman ediyor deyinizde". "Ya gerçekten inanmışdınızda" denilmek daha ziyâde ifâde eder gibi geliyor.
406- (kâna içirildi)..tefsirde ki ifâde her halde şâyân-ı tercîhtir. Aynen olmazsa daha başkabir şekilde. Fakat kânâ içirildi" uymuyor.
410- (Ve neler yapıyorlar Allah görüyor)... (Şüphesiz yaptıklarını Allah görüyor) yahut (Şüphe yok ki neler yapıyorlar Allah görüyor) denilse daha münâsip olmaz mı?
415- Bendenize kalırsa burası islah edilmeli ve cüze de konulmalıdır. Aynı zamanda evvelce yazılıpta üzeri çizilmiş olan şekiller tercih edilmelidir.
422- "Nebiz" ta'birlerinin kullanılması her halde münâsip olur. Çünkü (nebiz) itti gibi bir şey hiç yoktur. Olsa bile bugün kullanılmamak lazımdır.
437- "Allah o azîm fazlın sâhibi" burada bir (dir) kelimesi olmak lazım gelirken konulmamıştır. Başka yerlerde böyle.
443- (Onun Rabbinin indinde), (bir şey üzerinde değil) ifadeleri başka bir şekle konulursa daha hoş olur.
460- (O her yerde hâzır ve nâzırdır) her yerde nâzır mı, her yerden nâzır mı demek lazım) biraz şüpheye düştüm.
464- (Senden milletlerine tâbi' olmadıkça hoşnut olmazlar)... (Milletlerine tâbi' olmadıkça, senden hoşnut olmazlar).
464- (De ki Allah'ın gösterdiği yol ancak o ..).. (de: Muhakkak ki yol, ancak Allah'ın gösterdiği yoldur). (De ki: Allah'ın gösterdiği yokmu, işte yol ancak odur.)
464- (Kasem olsun ki yoktur sana....)...(kasem olsun ki Allah'tan sana ne bir velî, ne de bir yefir yoktur).
470- (Allah ve âhiret gününe iman edenleri) dedi. Bunun yerine (ahâlisini, Allah ve âhiret gününe iman edenleri envâ-i semârattan merzûk buyur) dedi.”