Demokrasi, tüm üye veya vatandaşların, organizasyon veya devlet politikasını şekillendirmede eşit hakka sahip olduğu bir yönetim biçimidir.
Demokrasinin tanımı tartışması günümüzde hala devam eden bir tartışmadır.
Bunun sebepleri ülkelerdeki bazı kurumların görüşlerini haklı çıkartmak adına demokrasi tanımını kullanmaları, demokratik olmayan devletlerin kendilerini demokratik olarak tanıtma çabaları ve aslında genel bir kavram olan demokrasinin tek başına kullanılması.
Anayasal demokrasi, sosyal demokrasi, liberal demokrasi vb. gibi sebepler gösterilebilir. Demokrasiye farklı atıflar ise
Çoğunluğun yönetimi, azınlık haklarını güvenceye alan yönetim, fakirin yönetimi,
sosyal eşitsizliği yok etmeye çabalayan yönetim, fırsat eşitliği sağlamaya çalışan yönetim,
kamu hizmetinde bulunmak için halkın desteğine dayanan yönetim.
Hafta sonunu dolu dolu geçirdiğimi söyleyebilirim.
Antalya iki aynı mitingi yaşadı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın mitinginde ilk kez on binlerce insanı bir arada gördüm. Müthiş bir seçmen topluluğuydu. 160 binin üzerinde kişi vardı.
Miting alanı o kadar kalabalıktı ki yere bir şey düşürülse eğilip alınamazdı.
Herkes sırt sırtaydı.
Muhalefeti ağır bir dille eleştiren Başbakan’ın konuşması sık sık sloganlarla kesildi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da aynı miting alanında seçmenlere seslendi. O da iktidarı suçlayan söylemlerde bulundu.
Kılıçdaroğlu ağırlıklı olarak genel siyaset üzerine konuştu.
Seçimlere sayılı günler kala adaylar projeleri tanıtımlarını da sürdürdü. Aynı gün içinde CHP Muratpaşa Belediye Başkan Adayı Ümit Uysal ve AK Parti Konyaaltı Belediye Başkan Adayı Remzi Sadi düzenledikleri toplantıda projelerini tanıttı.
Siyaset adına Cumartesi ve Pazar günü çok hareketli idi.
Muhalefet ve iktidar partisine yakın isimlerle de sohbet ettim
Antalya’da seçim sonuçları nasıl olur ?
‘Biz kazanacağız’ dedi ve eklediler ‘Hizmeti biz daha iyi biliriz’
İnanmak başarmanın yarısıdır hatta daha fazlası
Başarabileceğine inanan kişi fikirler üretir, mazeret değil.
Çözümler sunar, problem değil. Nasıl yapacağını düşünür, niçin yapamayacağını değil.
O şartların oluşmasını beklemez, şartları oluşturmaya çalışır.
Fırsatları engel gibi değil, engelleri fırsat gibi görür.
O bardağın dolu kısmını görür, boş kısmını değil.
Bir köpeğin leşine değil, güzel dişlerine bakar.
Eğer inancın başarımıza katkı sağlamasını istiyorsak, bir işi yapmadan önce sanki o iş gerçekleşmiş gibi inanmalıyız.
Yani başarı gelmeden önce inanmak gerekir.
Başardıktan sonra inanmak doğal bir süreçtir, çünkü önünüzde somut bir durum vardır.
Bu tür inanmanın sonuç açısından bize herhangi bir katkısı yoktur.
Önemli olan sonuç ortaya çıkmadan önce inanmaktır.