Ajans Haberlerini saat başı dinleme alışkanlığı Babamın Delta marka radyo’ya kulak vermesiyle birlikte başladı. Televizyon uzun süre evimize girmediğinden arkası yarınlardan, haber saatine kadar olan kısımda ki tüm programların neredeyse saatlerini ezberler olmuştuk. Her ajans saati elde ne iş varsa bırakılır ‘Çıt’ sesi çıkmadan haberler dinlenirdi. O yıllardan bu zamana değin özellikle devlet kanalı Radyo 1 ve TRT 1 kanallarında ki haber başlama ‘Cıngılı’ hala daha aynıdır ve kulağımıza bu ses yıllarca bizi radyo da haberleri dinlemeye davet etmiştir.
Daha sonra televizyon 1975’li yıllara geldiğimiz de artık evlerin vazgeçilmez paylaşımı olmaya başlamasıyla birlikte görsel olarak bu haber dinleme alışkanlığını devam ettirdik. Daha çok anarşi olaylarında yaşananlar, ekonomik kriz ve buhranların haberleri ön sıralarda yer almaktaydı. Ülkemiz de olup bitenler eni konu aktarılır ancak hiçbir zaman ‘Devlet Sırrı’ olan haberler ne yazılı basın da ne de görsel basın da yer almamaktaydı. Bugün kü gazeteciliğin aşağısı, yukarısı, yasakları ve özgürlükleri konuşulurken o yıllarda ki basın özgürlüğünün fırtına gibi estiği yıllar olarak düşünürsek özellikle yazılı basın da devlet sırrı olacak tarzda haberler gündeme gelmezdi. Acaba Neden ?
Gelmeyişinin nedeni şimdilerde daha iyi anlaşılıyor. Eni konu herkes işini yürütüyor, kimse kimseye ses çıkartmıyor, komşunun tavuğu bahçeye girse ‘Kışt’ diyen yok, bir düzendir tutturulmuş, yolunu bulmuşlar, yola koyulup yol olmuşlar, sıvamışlar kolları koyulmuşlar işe güce…
İşte bu yüzden hiç kimsenin birbirine karışmadığı herkesin işini yürüttüğü bir dönem de elbette devlet sırrı bilinmiş olsa bile hiç kimse kılını bile kıpırdatmamaktaydı herkes işine bakmaktaydı. Bugün artık her şey ayan beyan orta da. Kimin gerçekten habercilik yaptığı ve kimin ülke menfaatlerini unutup ülke yönetimini zafiyete uğratma düşüncesinde olduğu açık seçik ortaya çıkmıştır. 1980 ve 2002 yılları arasında ki Cumhurbaşkanına, Başbakanına, Kırmızı Defter dediğimiz ülke yönetiminin kırmızı çizgisinin yazılmış olan kanun ve maddelerine kimse ses çıkartmamış, ancak sonrasında ülke yönetiminde son 15 yıldır başarı grafiği ile ülkenin değerini dünya da arttırmış, güçlü ülkeler arasında bulunmayı sağlamış kadroları iğrenç yöntem ve taktiklerle yok edilmek istenmesi ortaya çıktığını görüldü.
1980 ve 2002 yılları arasında ülkenin yönetiminde olan kadrolar teslim oldukları illegal ve gölge yönetim kadroları nedeniyle Güçlü Türkiye yi yaratma ve kurma, ileriye taşıma başarısını gösterememişlerdir. Kimi yazarların ucundan kan damlayan anlayışta ki köşe yazıları ürküntüsüyle sus pus olmuş koca devlet adamları bugün Türkiye’nin nasıl güçlü bir ülke olduğunu ve bir ülkenin nasıl yönetilebildiğini hayret ve şaşkınlıkla izlemektedir. Oysa bu yönetim kadrolarına aynı bu ülke insanı ve seçmeni defalarca fırsat vermiş fakat her defasında beceriksizlikleri nedeniyle Türkiye’ye çağ atlatamamışlardı.
Etrafımızda ateşten çember olmuş ülkelerin ve her an saldıracak mış gibi bekleyen savaş çığlıkları atmaya çalışanlara karşı yapılacak en güzel davranış ülkemizin gizliliğini esas kılan konularda sağ duyu ile hareket etmek ve bunların kamuoyu ile paylaşılmasın da Devlet ve hükümet kanatları ile istişareler sonrasında kamuoyu ile paylaşılması en doğru hareket olacaktır.
Antalya’ da 2006 yılın da yaşananlar da Antalya basınının ortaya koyduğu tavır, dönemin Valiliğinin sergilediği sağ duyu, ülke genelinde ki hezeyanı bir nebze azaltmış bu davranışı sergileyenler sayesinde Turizmden beslenen Antalya o yıllarda bu sarsıntıyı neredeyse hiç hissettirmeden rutin yaşamın devamlılığını sürdürerek atlatmıştır. İşte burada ki durum Memleket Sevdası, ülkemizin milli ve dirlik konusu, Antalya’nın sahip olduğu konumun korunması ve düşmana fırsat verilmemesi duruşu ile olmuştur. Bizler Antalyamızda ki kırmızı çizgilerimizin sağ duyu duruşunu düşünebiliyorken neden aynı anlayışta yaygın yayın yapan gazete ve televizyonlar bu sağ duyuyu göstermek istememekte acaba ? Bunun cevabını sanırım sizlerde bulmakta da çok zorlanmayacaksınız.