Bir şehir de bir bölge de insanlara ve insanlığa, geleceğe ve gelecek kuşaklara miras bırakılacak her bir hizmeti kim yapmışsa adı da hizmetlerinin de başımızın üzerinde yeri vardır. Hakkıyla anılması için bu şahsiyetlerin adları, caddelerde, sokaklarda, bulvarlarda yaşatılmaktadır. Hani büyük bir hizmet binasının, küçük bir salonunun üzerinde bile bu hizmet adamlarının isimlerinin verilmesi ailesinin de acısını dindirir, gururlandırır, yad edilir, iyi anılır. Ve o isim kuşaktan kuşağa yaşatılır. Bunun adı vefadır. Bunun adı sahip çıkmaktır, hak edene bu onurun verilmesi teslim edilmesidir.
Ancak ne var ki tüm bu iyi ve güzel hizmetleri yapanlar son nefesini verdikten sonra hatırlanır ve hayattayken yerine getirilmesi hep ertelenmiş insanlardır. Öldükten sonra hatırlandıklarını ve hep kalplerde yer alacağını belirttiğimiz çeşmeye, oturma banklarına, yollara, surlara adlarını verdiğimizden haberleri olmaz. Bilmezler onları ne çok sevdiğimizi. Ne büyük sevgi gösterisinde bulunduğumuzu duyamazlar, göremezler. Ne büyük acı aslında. İnsanlara, insanlığa ve gelecek kuşaklara aktarılacak onlarca hizmetin içinde yer al sonra da hatırlamakta gecikmişlik gibi bir ayıbı örtmek için yaşama veda ettikten sonra arkasından ‘Seni Çok Sevdik be Mehmet Abi’ diye ağıtlar yakıp çeşmelerde, imaretlerlerde, hastane odalarında adını yaşattığımızla övünmek ne ayıptır, ne büyük ayıptır aslında…
Bakın ne güzel işte, Hasan Subaşı Antalya Büyükşehir Belediye eski Başkanımız hala hayatta. Adına caddeler verilmiş, yaptığı kültür salonlarında plakalarla eserlerin altında imzası olduğu belirtilmiş. Sahip çıkmışız, koluna girmişiz, ellerinden öpüp başımızın üzerine koymuşuz. Hasan Subaşı’nın Antalya’ya yaptığı hizmetler dünya döndükçe var olacak ve Hasan Subaşı da adıyla yaşatılan bu eserlerin önünden gururla geçmeye devam edecek. Hasan Subaşı ve ailesi için ne büyük bir mutluluktur bu durum.
Sözü Antalya’nın sözlü tarihçisi ve her konuda eline, bilgeliğine ve birikimlerine sarıldığımız Hüseyin Çimrin ağabeye getirmek istiyorum. Hala daha o hayattayken onu mutlu edecek sevindirecek ve ailesinin de gurur duyacağı ne sokakta adı, ne de bir kültür salonunun kapısında, hastane odasında adı yazmaktadır. Oysa bugün Hüseyin Çimrin Antalya’yı ilmik ilmik işleyen eskiye dair tüm detayları belgelediği yazıları Antalya’nın ne olduğu ve ne olacağı ve nereye doğru gittiğinin tanığıdır. Önceki gün Şehitler Parkın da Üniversitenin Edebiyat bölümünde okuyan öğrencileri söyleşi yaparken gördüm. Birileri Antalya’yı anlatacak kim var dediğinde mutlaka yine Hüseyin Çimrin’i işaret etmiş olacak ki edebiyat bölümü öğrencileri yakalamış ustayı başlamışlar sormaya.
İyi güzel hoş. Antalya’yı anlatacak, Antalyayı yeniden kuracak, Antalya’nın dünü ve bugününe dair tüm belgesel çalışmalarında ve sergi salonlarında ki detaylar ustanın elinden ve öngörüsünden geçecek Adı Antalya olacak ama 2 milyon nüfusluk Antalya da Hüseyin Ağabey’in gururlanacağı adının geçtiği tek bir yer olmayacak. Ölsün mü Hüseyin Çimrin? Mezara girsin mi? Öldürelim mi? Ondan sonra mı Hüseyin Çimrin’i hatırladığımızı ve sevdiğimizi ve hiç unutmayacağımıza dair duygularımızı ifade edelim ? Neye yarayacak bu?
Hüseyin Çimrin dostlarını, sevdiklerini ve sevenlerini yanında olduğunu görmek istediğini düşünüyorum. Hasan Subaşı Belediye Başkanlığında memlekete yaptığı hizmetler ile adının altın harflerle yaşarken yazıldığını gördüğü yerlerden geçtiği kadar Hüseyin Çimrin ağabeyin de yaşarken kendisi için naif dokunuşların yapıldığı küçük hatırlamaları görmek istemesi hakkıdır diye düşünüyorum.