Rahmetli babam vefat etmeden önce oturduğu evin karşı tepelerine sık sık doğa yürüyüşleri yapardı. Oralardan denizi seyretmek, şehre hakim noktalardan yeşil ile denizin kucaklaşmasını izlemekten büyük mutluluk duyardı. Hayatını kaybettiği zaman o gezip dolaştığı yerlerde kendinde bıraktığı hissiyat üzerine defnin sık sık ziyaretine gittiği o muhteşem doğa ortamına yapılmasını istemişti. Definin neden buraya yapıldığını çok zaman sonra annemden öğrendim. Gel zaman git zaman daha sonra orada bulunan bir alana yapılan mezarlık için
-Böylesine muhteşem doğanın içine mezarlık mı yapılır ? şeklinde görüş belirtmiş.
Oysa oraların aşığı ve oralarda bulunmanın kaçınılmaz olduğunu her defasında mırıldandığını annem çok zaman sonra anlatınca Antalya Devlet Opera ve Balesi Başkemancısı Nedime Zeynep Işık hocamızın defin edildiği ebedi istirahatında neden orayı seçtiğini belirtmek istedim.
Antalya Devlet Opera ve Balesi Başkemancısı önceki gün hayata gözlerini yuman 48 yaşındaki Nedime Zeynep Işık rahatsızlığını biliyor olmasına karşılık sürdürdüğü savaşı sürekli kazanacağını etrafına anlatıyordu. Ayrıca başarılı sanatçı ne olur ne olmaz diye tutkuya dönüşen, oralarda huzur bulduğunu ve sık sık ziyaret ettiği Yarbaşçandır bölgesine büyük hayranlık duyduğunu belirtmekteydi. Ancak hiç kimse Nedime Zeynep Işık Yarbaşçandır’ın uzak tepelerinde bir yere aylar öncesinden çoktan adını yazdırmış olabileceğini hiç düşünmemişti. Eğer ki, eğer ki….
İşte o gün gelip çattığında tıpkı rahmetli babamın hissiyatın aynısını Nedime Zeynep Işık hocamız da bu vasiyet ile karşılaşınca sanatçı olmanın, insanları, toplumu, ülkeyi nakış nakış, ilmik ilmik işlemenin duygusunu, insanların iç dünyasında ne büyük özlem ve hasret çekişleri olduğuna bir kez daha tanıklık ettim.
Ve DT de Akşam…
Her şey kaldığı yerden devam etti. Sanat yapan, sanat üreten ve insanları sanatlarıyla evrenselleştiren anlayış bu çaba ve gayrette asla ara verilememektedir. O akşam Devlet ve Opera Balesi’nde ‘Yolanta’ adlı oyun vardı. Nedime Zeynep Işık sandalyesi boştu ancak kalplerde ki yeri daima dolu kalacak. Sanatçıların en zor anı ve en çok güçlü olmak zorunda oldukları günler bugünlerdir. Annen ölur sahnedesin, baban ölür sahnedesin, sevdiğiniz çok sevdiğiniz bir arkadaşınız hayatını kaybetmiştir yine siz görevinizin başında olmak zorundasınız.
O akşam bir alt katta ‘Komik Para’ adlı DT’nin bir başka oyunu vardı. Selim Bayraktar hocamız (Hürrem Dizisinde ki rolü ile Sümbül Ağa) Omiriliğinden rahatsız. Son 1 haftadır oyunlara ‘İğne’ ile çıkmakta. Önceki akşam ki oyuna da iğne ile çıkarak Kapalı Gişe bu oyun için bir kez daha tiyatro izleyicisine saygısızlık etmeyerek her şeye rağmen sanatçılığın bir sağ duyusu ve duruşu ile sahne aldı. Ayakta alkışlandı. Selim Bayraktar belinde ki ve omiriliğinde ki korkunç ağrıları seyirciye asla hissettirmedi. Oyun sonrası mı yine yüzü gülüyor, yine izleyicisinin gösterdiği tevazuyu kucaklıyor, saygı duyuyor, ağrılarını hissettirmiyor.
Antalya DT Müdürlüğü başta olmak üzere, Opera’da ki üst düzey yöneticilerin başarılı yöneticililerini hastalıkta ve ölüm de insan odaklı tüm hissiyatların ortağı olduğunu da görmekten ayrıca mutlu olduğumu belirtmek isterim. Hepimiz insanız, hepimiz günün birinde tüm bu faaliyetlere bir yerlerde nokta koyacağız. Esas olanın insan olmanın duygu ve davranışını anlamalı, bu anlayışla yolda olmalı, yol çizilmeli. DT Tiyatro Müdürümüz başta olmak üzere Opera Müdürümüzün sevgi ve hoşgörü ile yönetici olarak sürdürdükleri bu görevlerinde acı da ve hastalıkta sanatçının yanlarında olduklarını olduğunu görmekten büyük mutluluk duyduğumu belirtmek isterim. Yaşanan her şey, son acımız ve son üzüntümüz olsun…