Bilim, teknoloji, iletişim baş döndüren hızla geliştikçe yeni yeni sistemler ile Dünya’yı avuç içlerine sığdırılabiliyor. Bilgiyi ve bu fırsatı en şekilde kullananlar Dünya’nın ne kadar küçük ve birbirine yakın sınırlar olduklarını görebiliyor.
Son birkaç yıldır, özellikle ülkemiz üzerinde oynanmak istenen oyunlar neticesinde Avrupa ve Dünya’nın baktığı pencereden bizlerde avucumuz içinde ki Avrupa’ya ve Dünya’ya bakmaya başladık. Şaşırıp kaldığımız bir çok konuya tanıklık ediyoruz. Bunların başın da yağan yağmur, kar, esen rüzgar ve fırtına, kabaran deniz ve dalgaların verdiği tahribatın tıpkı bizim ülkemiz de yaşanabilen doğa olayları olduğunu gördük. Yani Avrupa’nın rüzgarı, yağmuru ve fırtınasının bizim ülkemizdekinden bir farkı olmadığına tanıklık ettik. Yıllardır kendisini Dünya’ya kapatan Avrupa, ‘Ser verip Sır vermeyen’ Dünya ülkeleri artık bilim, teknoloji ve iletişimin üst düzey aldığı mesafe sonrasında saklayacak ve gizleyecek bir şeyi kalmadı.
Canlı canlı olayları anında izleyebiliyor, o ülkelerde yayınlanan yayın organlarını çok geçmeden okuyabiliyoruz. Dünya’nın güçlü ülkesi diye nitelendirilen ülkelerin yaşadığı sel ve fırtınaların ve doğa olaylarının verdiği zarar karşısında nasıl çaresizlik içinde kaldığına tanıklık ederken, şunu da söylemeden geçilemediğini düşünüyorum
-Vayy bee bu Amerika da mı oldu ? Bu olay Almanya’da oldu da neden bu kadar vahim duruma geldi ? Fransa’nın Zen Nehri nasıl taşar ? Olmaz böyle şey ?
Kendilerine Dünya’nın güçlü 10 ekonomisine sahip ülkeler arasında gören birkaç tanesinde yaşanan olayları dile getirmeye çalıştım. Hatırlayın İtalya’nın orta yerinden akan nehrin hemen yanındaki yol üzerine park etmiş tam 20 araç bir anda yaşanan göçük nedeniyle toprağın altında kaldı. Nedeni ise kanalizasyondan sızan akıntı toprağı içten içten çözmüş. Bizim ülkemiz de olsa ya yerel yönetimler idam edilir, ya da hükümet. Ama elin Avrupasın da bile bunlar olabiliyor.
-Nasıl canım olmaz böyle bir şey orası İtalya’ diyeniz çıkıyordur. Ancak yağmur, sel, fırtına ve kabaran denizlerde ki doğa olayı sadece bize ait değildir. Amerika’nın en güçlü şehirlerinin birinde yaşanan sel felaketin de hayat felç oldu, hortumlarla evler kağıt gibi gök yüzüne uçup gitti.
-Olmaz öyle şey orası Amerika nasıl olur böyle bir şeye Amerika izin verir ? diyeniz de çıkabilir.
Yani bizim güzel ülkemizin 7 bölge 4 mevsim yaşadığımız bu güzel topraklar üzerin de yaşanan sel felaketleri, hortumlar, denizin kabarması ve fırtınalar sadece bize ait durumlar değildir. Ve bu durum da doğanın üzerinde hiçbir güç yoktur o anda. Ne güçlendirdiğiniz alt yapı, ne alt yapıya yaptığınız o dev borularla ırmaklara akan kanalizasyonlar, ne de yaptığınız modern hizmet ve yatırımlar önüne geçebilir bu şiddeti azaltabilir. Hepsi bu doğa olayları içinde yutulup gitmektedir. Yani Rüzgar, yağmur, fırtına ve tüm doğa olayları sadece ülkemize ait demirbaş değil. Bu yüzdendir ki Dünya’nın güçlü ülkelerinde dahi bu felaketler yaşanabiliyor ve çaresizlik içinde kalınabiliyor. Esas olan tüm bunlardan sonra ayağa kalkabilmektir.
Yaşadığımız doğa olayları ve felaketleri sonrası bunu eyyamcılığa, fırsatçılığa ve ağır muhalefete çevirmek isteyenler önce Avrupa da yaşananlara bir baksın ondan sonra kendi ülkesinde ki durumu değerlendirsin. Bu gibi doğa olaylarında yaşanan çaresizlik tüm Dünya da aynıdır. Sadece bu küçük durumu iyi ayırt etmek gerekiyor. Feverancıların ve fırsatçıların yaptığı budur. Ancak bugün artık bu iletişim ve sınır tanımayan teknoloji sayesinde Amerika’nın da, İtalya ve Fransa, İngiltere’nin de ne durumlara düşebildiğini gördükten sonra ülkemiz de ki sel ve fırtınaların üzerinden fırsat yaratmaya çalışmak ihanetin, hainliğin, arkadan vurmanın ta kendisi olmaktadır. Bunu yapacak olanlar önce yere düşmüşe elini uzatsın, ayağa kaldırsın ...