Bu Ülkede 700 bin deyince artık herkes konunun askerlikle ilgili olduğunu biliyor. Bu sayı ailelerle birlikte 2 milyonu geçiyor. 2011 yılında çıkan bedelli yasasının ihtiyacı karşılayamadığı çok açık. Kamuda gittikçe büyüyen bedelli beklentisi artık önüne geçilemez bir hal aldı. Kimse bu gençleri zengin falan sanmasın, hemen hemen hepsi işlerini kaybetmemek, çocuklarından ayrılmamak, güç bela kurdukları düzeni bozmamak için mücadele ediyor. Hepsi vatanperver, hepsi bu ülkenin evlatları, gözlerini kırpmadan ölüme yürürler bu ülke için. Pek çoğu milli iradeye sahip çıkmak için sandık başında yakalanmayı göze alıp oy kullanmaya gitti. Şimdi bir düşünelim: Katil değiller, hırsız değiller, yankesici değiller ama evlerine hırsız girse, bıçaklansalar, gasp edilseler polise gidemiyorlar çünkü “aranıyorlar”.
Evet bir suçlu gibi hem de. Sosyal medyada seslerini duyurmaya çalıştılar, terbiyelerini hiç bozmadılar, efendiliklerinden taviz vermediler, hem de “Etek giyin” diyenlere rağmen. Ama önceki gün CHP'li vekilin telefonlarına mesajlar yağdırdılar. İlk defa muhalefete yüzlerini döndüler. Aslında hükümete bir mesajdı bu. Hükümetin bu mesajı iyi yorumlaması lazım. İsmet Yılmaz da, Başbakan da bedelli için seçim sonrasını yani Nisan ayını işaret etmişti. Öncesinde de 25 yaş 15 bin lira çok sık gündeme taşındı. Hazır barış süreci olumlu ilerlerken, 90 bin er ve erbaş fazlası varken, muhalefet bedelli askerliğe karşı değilken 700 bin gencin sorununun bir an evvel çözüp ülke ekonomisine çalışarak, üreterek katkı sunmalarına devamlılık sağlanması kaçınılmazdır.
Büyük bir ülkeyiz, çok da güçlüyüz. Yıllarca savaş yüzünden ülkenin doğusundan verim alamadık, kadınlarımız ekonomiye yeni yeni dahil oluyor. 700 bin masum insan kaçarak, saklanarak yaşıyor ve çalışıyor. Tüm bunlara rağmen güçlüyüz, ayakta duruyoruz. Neden daha fazlası olmasın? 2023’e daha güçlü girebilmek için, hedefleri tutturabilmek için tüm bu sorunları da çözmemiz gerekmez mi? Nisan ayı bitmeden, insanları küstürmeden yetkili ağızlardan bedelli ile ilgili olumlu açıklamalar gelmeli mutlaka. Gençler, eşleri, çocukları, işçileri, patronları, anneleri, babaları rahat nefes almalı.
Vatani görevini mesleğimden dolayı hem okuyup hem de geciktirmiş, zamanında gidemeyerek bu görevi geçte olsa yerine getirdiğim yıllara dönüyorum. Kanal D’de görev yapıyorum. İstanbul’a çağrıyor duayenlerimiz. Bu görüşmeyi yaptığımız Kasım ayının ilk haftası. Sevincimizden yerimizde duramıyoruz. İstanbul da görev yapacağız. Yıl başında İstanbul da olacağımızın hazırlıklarını yapıyoruz. Ancak 1 hafta sonra Sülüs ve vatani görev daveti elimize ulaşıyor. Vatan mı, gelecek mi? Herşeye rağmen vatani görevi seçiyoruz herkes gibi. Ancak vatani görev sonrası geçen 18 ay da ne konuştuğumuz duayenler yerinde, ne de bizim emanet olarak bıraktığımız kariyer, künye, mikrofon ve kamera oldu yerde. Bu açığı kapatabilmek için tam 2 yıl uğraş verdim.
Az önce sözünü ettiğim konuda budur. İşinden gücünden geri kalmak istemeyen, yaşamını bir düzene koymuş bir çok öğrenci, okul sonrası iş tutmuş başarılı beyinler, işadamlğına soyunmuş ülke menfaati için çalışan genç yetenekler. Hepsi ama hepsi tıpkı benim yaşadıklarımı yaşayacaklar. O yüzden bedelli konusu bu yönden önemlidir ve bir an önce vakit geçirilmeden de sonuçlandırılması gerektiğine inananlardanım.