1980 ve sonrasında ki yıllar durağan ve durgun geçen, üretimin, ekonominin, hani oynarız ya TIP diye öylece hiç kıpırdamadan durulur, işte tam da öyle yıllar. Okullarında okuyanlar okullarına gidiyor, spor yapan sporunu yapıyor. Sanatla ilgilenen kendi çapında dar ve sıkıştırılmış apartman dairelerinde repliklerle yeni oyuna hazırlanıyor. Eli iş tutan sanata dair üretimin içinde bulunan öğrenciler ise (Resim, Heykel Traş, Grafik, Serigrafi) bunlarda okul sonrası tecrübelerini geliştirecek küçük atölyelerde eğitimci kadrosu tarafından ayrıca öğretiler aktarılmakta.
Benim de sıklıkla ziyaret ettiğim ağabeyimden dolayı tanış olduğum hem yaşıtlarımın hem de benden yaşça büyük olanların bu küçük atölye de yaptığı çalışmaların yakın tanığı oldum. Öyle ki Resim Ana Bilim Dalı Öğretim üyesi hocamızın öğrencilerine aktardığı ve öğrettiği bir çok serigrafi ve baskı çalışmasına bizzat katıldım, onların yaptığı çalışmalar da küçük de olsa öğrenimlere sahip oldum.
Gel zaman git zaman artık o küçük “ipek baskı” atölyesi resim bölümü öğrencilerinin bir buluşma noktası, bilinmeyen bir konu da tecrübe edinilen bir mekan haline dönüştü. Bu yoğunluk ve gel gitlerden etkilenen bir esnaf serigrafi atölyesinin yanına küçük bir çay ocağı bile açmıştı. Artık çaylar bu küçük çay ocağından söylenilmeye başlandı uzun bir süre.
1988 Evliliğimin söz konusu olduğu yıllar … Tatlı telaş içerisindeyim. Her şey tamam ancak davetiyem yok. Matbaaların yaptığı ücretlendirme o zaman ki durağan ekonomi ve üretimin sıfır olduğu yıllarda oldukça çok yüksek. Ne yaparız ne ederiz derken yine atölyemizin eli kalem tutan, grafiğin altını üstünü iyice çözmüş olan arkadaşım
-Sen üzülme biz daha ucuzuna ve hatta daha da güzelini basarız” deyince dünyalar benim oldu. Bugünün parası ile 400-500 TL davetiye parası yerine 10 TL ye kırtasiyeden alınan bir beyaz düz karton ile sorun çözüldü.
Ama nasıl olacak. Matbaa işi, yazıların davetiyeye yazılması, baskısı felan nasıl olacak bu iş” diye düşünürken
İPEK Baskı üzerine işlenmiş çalışma, eşimin ve benim adım, salonun yeri ve adresi tarih hepsinin yazıldığı bir iş çıkartıldı. Kolları sıvadık. Bir taraftan arkadaşım mavi bir boya ile grafik ipek üzerine baskıya başladı. Ben ise ipek üzerinde mala ile gelip gidilen zemin altında duran karton kaymasın diye tutuyorum. İlk gün tam 80 tane davetiye bastık. Atölye küçük olduğundan tiner kokusu hepimizi tutmuş nerdeyse sarhoş gibi dolaşmaya başladığımızdan bu sayı da kalmıştık. O küçük kartonlara tek tek basılmış olan davetiyeler iplere mandallar ile tek tek tutuşturularak ertesi güne kurumaya bırakıldı.
Ertesi gün biraz daha erken geldik. Kolları sıvadık bu kez 150’ye yakın baskı yaptık. Daha sonra fazladan yapılan baskı ile hatırı sayılır bir sayıya ulaştık.
Benim, evlenmeden önce hem davetiye sorunumu maddi manevi gideren, tasarımımı yapan, hem de 10 TL gibi bir rakama davetiye çıkartarak grafik baskı ile tek tek bu işle uğraşan sevgili kardeşim, çok değerli dostum “Cihan İşbaşı’dır. Hani şu Kırmızı-Kıpkırmızı basın da yılın ödüllerinin sahibi GRAPHİX ajansın en önemli ismi. 20 li yaşlarda böylesine mucit ve kimsenin cesaret edemeyeceği bir işe girişerek benim düğün davetiyelerimi grafik baskı ile tek tek eliyle karta baskı yapan Cihan İşbaşı’nın bugün görev yaptığı ajansının elde ettiği başarı Türkiye de düzenlenen bu yarışma ile yeni duyuluyorken oysa Cihan İşbaşı 20 li yaşlarda tam 28 yıl önce daha apartman sayısı bir elin parmakları sayısı kadarken gelerek tecrübesini paylaştığı Antalya’nın en büyük şansıdır. Bu ödül öyle sıradan ve kolayla alınmış bir ödül değildir. Tam 28 yıllık bir geçmişe sahip tecrübenin eseridir. Graphix Ajansının Çok Değerli kurucusu Necdet Alkandemir, tüm personel ve çok değerli sevgili dostum Cihan İşbaşı’nı bir kez daha yürekten kutlar başarılarının devamını dilerim