E öyle ise bizde bu Kırım hikayesinde ki sinemalara bir bakalım ve Türkler nasıl resm edilmiş görelim mi?
Malum Kırım savaşları diye bilinen savaş (1853-55) bazı tarihçiler tarafından tarihin ilk dünya savaşı diye de tanımlanır. Bu savaşın öne çıkan bir hikayesi var sonradan iki filme konu olmuş.
‘Hafif süvari alayının hücumu’
İlk film 1936 çekilmişti, ama ne palavraydı… ünlü yakışıklı ve faşist eğilimleri ile tanınan aktör Erol Flynn ile o günlerin masum kadını Olivia de Havilland’ın rol aldığı bu film, yukarda Allah var, iyi bir aksiyon sineması örneği idi ama konu olarak tam bir zırvaydı. Belki bilen vardır Kırım savaşı Osmanlı imparatorluğu yüzünden çıkmıştı, Rusya bize kafa tutunca İngiltere ve Fransa -o gün çıkarları öyle gerektirdiğinden bize arka çıkmışlardı-. Filmlerin 1936 versiyonunda Türklere hiçbir gönderme yapılmıyordu, yok, galiba bir ara Müttefik komutanların toplantısında saniyeden daha da az süre ekrana Osmanlı subayı şeklinde bir –iki görüntü geliyordu. Hepsi o…
Palavra senaryoya göre ,efendim bu asil İngilizler ki Hindistan da uygarlık yolunda kan dökerken, pardon, çaba gösterirken bölge de ki kötü Surat han adlı Hintli mihrace nedense Ruslarla pek bir içli-dışlı oluveriyor sonra da yetmiyormuş gibi masum bir İngiliz garnizonunu kılıçtan geçiriyor, üstelik kadın çocuk falan.. Sonra da bu kahraman İngiliz subayı öç almak için fırsat arıyor ki Holivut sineması imdadına yetişiyor meğer Kırımda bir savaş varmış (nedeni falan yok.. öylesine..) bu kötü adam, yani Surat han da orada Ruslar ile birlikteymiş ve işte tarihi rezil eden senaryoya göre Kahraman İngiliz Hafif süvari alayı o ölümcül taarruzu yapıyor ve Erol Flynn abimiz kötü Surat hanı haklıyor…
Cumhuriyet aristokratları bu filmin Türkiye de gösterilmesinde nasıl olduysa bir mahsur görmemişlerdi, ahali biraz İngiliz yiğitliğini görüversindi canım…
Aradan yıllar geçmiş ve gerçekçi İngiliz sineması konuyu bir kez daha ele almak istemişti, çünkü tarih Holivutlu yapımcılara bırakılacak bir şey değildi. Sene 1968 idi ve Vietnam savaşı alabildiğince kanlı bir şekilde sürüyordu, 1968 yılında dünya , gençliğin her yerde şanlı baş kaldırışına sahne oluyordu. Savaş karşıtı bir film yapmak için ortam çok müsaitti. Konu olarak aslında bir askeri rezalet olan ‘Hafif süvari alayı’ ele alınabilirdi. Sonuçta orada da bir halttan anlamayan İngiliz, Fransız ‘paşalarının’ beceriksizliği yüzünden feda edilen askerlerin hikayesi vardı, üstelik bu sefer senaristler konuya sadık kalacaklardı, yani tarihi gerçekliğe…
Sovyet Rusya, Kırım da çekim için izin vermezdi, ayrıca orada çekim, prodüksiyon masraflarını fazlası ile artırırdı. Yahu, şu NATO nun sadık müttefiki Türkiye olmaz mıydı.. senaristler henüz bilmiyordu ama Kırım savaşında ‘galiba’ Türkler de vardı… ama konuda onlara yer verecek bir durum yoktu yapımcıların derdi tarihi bir film yapmak değildi. Onlar askerlik mantığını eleştiren bir film yapmak istiyorlardı. Tüm dünya barışçı gösterilerle yıkılırken böyle bir anti-militarist sinema iyi gişe yapardı…
Üstelik Orta Anadolu, Kırım coğrafyasını bir hayli andırıyordu, Türkler de her türlü desteğe açıktılar.. o ünlü saldırı sahnelerinde bedavadan gerçek Türk askerleri kullanılacaktı.. Daha ne istesindi, İngiliz yapımcılar..
19. Asır ortalarında Batı da (hoş Doğu da çok farklı değildi) askerlik sistemi bir rezaletti, zengin çocukların, zengin babacıkları parayı bastırıp daha bıyıkları terlememiş delikanlıları bir anda ‘albay’ falan yapıveriyorlardı. Zengin bir baba veya oynak bir anne bu işleri anında bitiriyordu. Subaylar bir kast sistemi içinde yükseliyorlardı, askeri yeteneğin bir önemi yoktu. Dolayısı ile de ordu inanılması güç bir yolsuzluk içindeydi, ve özellikle de İngiliz ordusu.
1968 yapımı bu film ,işte bütün bu aksaklıkları tüm açıklığı ile ortaya seriyordu. Filmi izlediğiniz de bütün İngiliz ‘paşaları’ uçkurundan başka bir şey düşünmeyen asil düdükler olarak karşınız çıkıyordu. Filmin esas oğlanı ise bütün bu ‘corruption’ ile savaşan genç bir İngiliz yüzbaşısıydı, ve tarihsel olarak var olan bir karakterdi.
Ama o da ne!
Cumhuriyet aristokratları bu filmi de Türklerin izlemesini uygun bulmamışlardı..
Neden: Haftaya…