CHP Antalya Milletvekili Sayın Çetin Osman Budak’a yönelttiğim ve kendisinin cevaplamasını istediğim bir takım sorulara istinaden yazmış olduğum köşe yazıma karşılık Çetin Osman Budak bir ileti gönderdi. Yayınlayıp ve yayınlamamanın tamamen tasarrufumda olan iletiyi sizlerle paylaşmak istedim.
Sayın Budak, Yayınlanan ve gazetecilik etiğiyle bağdaşmayan “Soru önergeci vekilime…” başlıklı yazınızla ilgili açıklama yapılması gereği duyulmuştur” diyerek iletinin hemen başında ki cümle için ilk sorumu yanıtlıyorum.
*Cevap 1-Sanırım sayın vekilimizin köşe yazımızın başlığına alınganlık gösterdiğini anlıyoruz. Oysa soru önerge verme yarışı daha meclisin 1.haftasında başlamasıyla birlikte ve sürekli soru önergeleri ile gazetelere haber servisi yapılması böyle bir başlığın koyulmasını kaçınılmaz kılmıştır. Böyle bir başlığı atmamın gazetecilik etiği ile ne alakası var anlamış değilim? İroni ifadelere dahi tahammül gösteremeyen Sayın Vekilimiz benim de iyi niyetli olarak yazımın seviyesini ısrarla ve büyük bir önem vererek korumama rağmen ‘Gazetecilik Etiği’ diye bir cümle kullanması konusu sanırım mesleğin içinde olmayışından kaynaklanan bir durumdur diye pek de alınganlık göstermediğimi belirtmek isterim.
xxx
Der ki Çetin Osman Budak vekilimiz, “Yurttaşların elektrik faturalarından yargının kesinleşmiş kararlarına rağmen, kayıp-kaçak tahsilatı sürdürülmektedir. Temmuz ayında yapılan düzenleme ile de daha fazla kayıp-kaçak tahsilatının önü açılmıştır. Bu yönüyle güncel olan, hukuk dışı uygulamanın TBMM’ye taşınmasından daha doğal bir şey olamaz. Kaldı ki, bir çok ulusal gazete bu önergeyi sayfalarına taşıyarak, konunun güncel olduğunu, haber niteliği taşıdığını ortaya koymuştur.
Çok sayıda gazetede geniş şekilde yer bulan önergenin; yalnızca sizin tarafınızdan alaycı bir üslupla “… ver coşkuyu” şeklinde değerlendirilmesinin tesadüf olmadığını biliyorum. Ancak bu tutumun, gazetecilik etiğiyle bağdaşmadığı açıktır”
xxx
*Cevap 2- Sayın Çetin Osman Budak’ın bir vatandaş olarak bu kayıp kaçaklar konusunda haklarımızı araması ve çaba göstermesi konusunda ki gayretini sonuna kadar destekliyorum. Daima da yanındayım. Bu ifadem ironi de değildir. Alınganlık gösterilir mi bilemem. Ancak söyleyeceğim ve yazacağım her cümlede alınganlık gösterme ihtimali yüksek olduğunu düşündüğüm sayın vekilimin yapılacak daha ağır ve daha içinden çıkılamaz sorular ile kendisini zor durumda daha fazla da bırakmak istemiyorum.
Der ki Çetin Osman Budak, “Siyasetçilerin eleştirilmesi doğaldır. Bu eleştiriler objektif ölçütlerle yapılırsa; kabul görür ve takdir edilir. Ancak siyasi amaçlarla, karalama ve yıpratmaya dönük eleştirilerin gazetecilikle ilgisi olamaz. Gazetecilik, siyasi hesaplarla birilerini karalama mesleği değildir ve olmamalıdır. Yazınızdaki alaycı üslup ve başka bir siyasi üzerinden bana yönelttiğiniz eleştiriler, derdinizin “üzüm yemek” olmadığını açıkça ortaya koymaktadır”
xxx
*Cevap 3- Sayın Çetin Osman Budak Vekilim. Vekilim diyorum çünkü bu şehirde yaşadığım için bu şehri temsil eden şahsiyet olduğunuz için vekilim diyorum. Hayatım boyunca ve hiçbir zaman da karalama yapmam için ne iane aldım, ne iaşe. Eğer eleştirmek ve tenkit etmek karalamaksa sanırım siz hala daha ATSO başkanlık görevinde sanıyorsunuz kendinizi. 24 yıllık meslek yaşantımda şükürler olsun hep başım dik göğsüm yukarda gezdim. Bu şehirde yaptığım yayıncılık da bilinmesi gereken ne varsa her şeyi kamuoyu ile paylaşma ve söyleme konusunda da yazdıklarımın her zaman arkasındayım. Üzüm yiyeni niye yereyim ki? Siz benim yazdığım köşe yazımdan alınganlık gösterip sorduğum hiçbir sorunun hiç birisini cevaplamadınız bile!.. Mart ayında Hürriyet Gazetesinde yaptığınız söyleşide Mustafa Akaydın’ı eleştirdiğinizi söylüyorsunuz. Sanırım Belediye Başkanlığı konusunda gerekli mesaj bir yerlerden alamadığınız için ve aday gösterilmeyeceğinizi anladığınız için belki de o beyanatı verdiniz kim bilir? 5 yıl belediye başkanlığı yapmış bir şahsiyetin hatalar üstüne hatalar yaparken 29 Mart’ı mı beklemeniz gerekiyor du çıklama yapmak için?
Öte yandan ben sadece Büyükşehir Belediye Hizmet Binası’nın Akaydın tarafından tamamlanmamasını ve bu inşaatın tamamlanmaması nedeniyle yüklenici firmaya milyonlarca lira tazminat ödenmesine neden olan Mustafa Akaydın’ı neden eleştirmediniz” dedim. Sonra Akaydın dosyaları yaktığı zaman bunun yanlış olduğunu neden söylemediniz? Yoksa sizce doğru bir hareket miydi? Diye sordum.
Ve görüşmemizde son olarak Konyaaltı sahilinin bir projesi olduğunu ve projenin gerçekleşebilmesi için itirazların, askı sürelerinin ve yasal yol alışlar nedeniyle başlanmasının çok kısa sürede olacağını dile getirdim. Ardından bunun böyle olduğu konusunu kendisinin bildiğini söyledim. Ardından beni oldukça şaşırtan bir açıklamada Cankurtaranın sahilde olmadığı konusunu sohbetimize taşıdı
Ben de, ”Sayın Vekilim siz çok küçük işlerle uğraşıyorsunuz, sizin için cankurtaran konusu ve olmuş bitmiş ve başlanacak proje için sürekli tek taraflı açıklama da bulunmanız manidardır. Siz daha büyük projeleri gerçekleştirecek ve bunu Antalya’ya kazandıracak insansınız. Ben sizi böyle küçük uğraşlar içinde görmeyi yakıştıramıyorum” DEDİM…
Hatırlatmadır Can Kurtaranlar yerinde.
Hem Lara’da hem de Konyaaltı’nda….
Sayın Budak Vekilim ne kadar Antalya’yı takip ediyor ve soru önergeleri ile memleket meselelerinde Antalya’yı düşünüp koşturuyorsa unutulmamalıdır ki soracağımız ve cevaplarını almayı beklediğimiz daha çok sorumuz olacak. Ama İroni ama Deroni. Tüm gazetecilik etiği ile bunu sürdüreceğimin bilinmesini isterim. Alınganlık göstermeden yani…