CHP’nin meclise giremediği dönemi çoğumuz hatırlarız.
Nasıl olur da Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün partisi meclise giremez? Bir şok, bir ayıp, bin kahır, bin ölüm halidir, o yıl yapılan seçim CHP için.
CHP o yıllarda yaşadığı şok ve şaşkınlık son 12 yıldır kendi öz be öz gerçek kimliğini hiç bu kadar kaybetmemişti. Her geçen gün eriyen, eridikçe yanan ışığı etrafını aydınlatmakta zorlanan ve iç hesaplaşmalarla farklı hesapların içinde bulunan CHP Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde gösterdiği çatı adayı ile bu erimeyi durdurmak için son kozunu oynuyor olabilir. Nasıl ki geçmişte meclise girememenin yanlışları ve hatalarını görüp biraz olsun toparlanarak yeniden Türk Siyaset arenasında yer almış olan CHP yıllar sonra yaşadığı bir erime ile kendine olan güven, itimat, hoşgörü, paylaşımı kaybetmeye başladı.
Böyle olmamış olsaydı Türkiye’nin dört bir yanında yaşanan meclis üyelerinin çeşitli partilere geçişi, üyeliklerden istifalar olmazdı. CHP’nin TBMM ne giremediği yıl bile bu kadar yüksek sayıda istifa furyası yaşanmamıştı.
CHP’den neden istifa edilir? Alışveriş mi? Çıkar ilişkisi mi? Yoksa yıllarını bu partiye vermiş olanların yaşadığı kırgınlık, uğradıkları haksızlık ve CHP de biten tükenen parti içi siyasetin yok olmaya başladığı mıdır? Ya da birikimlerin ve yılların tecrübesinin bir başka partide daha iyi değerlendirilebileceği anlayışı mıdır?
Geçtiğimiz haftalarda MHP’den ayrılan meclis üyelerinin de aynı anlayışta olduklarını düşünüyorum. Başarı ve hizmete dair üretimin ortak paydasında buluşmak ve yürütmek bir ekip işidir.
Ekibin başarısı yaydığı enerji, ortaya koyduğu sonuçlar ister istemez diğer parti hizmetkarlarının da imrenerek izlenmesine neden oluyor. Kim böylesine bir hizmet mekanizması içerisinde olmak istemez?
AK Parti’nin son 12 yıllık ülke icraat ve üretimlerini görmezden gelen Milli İrade istikrarın ve hizmetlerin devam etmesini istemekte.
Demode yönetim anlayışının terk edilmesi gerektiği konusunda ortaya konulan kararlılık bugün yeni bir seçim sürecinde vatandaşın olur ve olmazına sunuluyor.
Ülkenin yönetimi gibi önemli bir kararı veren vatandaşa bu kez devletin en üst makamı Cumhurbaşkanlığı için de kendisine soruluyor.
TBMM’de vatandaşa sorulmadan seçilen Cumhurbaşkanı adayının artık göstermelik, temsili bir makam olmaktan çıkarılacak. Aslında CHP ne istediyse bugünkü hükümet yerine getiriyor.
Ancak CHP’nin istediği başka. Sağında solunda, ortasında, yukarısında hangi parti, hangi STK, hangi grup ve uç buluşmalar var onlarla bir araya gelerek bir yıkım peşinde. Oysa CHP Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ortaya çıkacak sonuçla bir kez daha var olma ve yok olmanın rolünü üstlenmiş durumda.
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kendi parti tabanının bile oralı olmadığı bir aday için kapı kapı dolaşarak zoraki tanıştırma toplantıları düzenleyen çatıcılar nasıl bir sonuç ile karşılaşacağını biliyorlar da geri adım atamıyorlar.
Bu gidiş CHP için iyi bir gidiş değil.
Siz Cumhurbaşkanlığı sonrası kopmalara ve istifalara bakın.
Bugünkünden fersah fersah pankartlarla meydanlara inerek, “Koşa koşa sana geldik Usta” diye seslenenlerin sayısı binlercesini bulacak.