Hiç kimse büyük fotoğrafa bakmak istemiyor. Koca panoyu görmezden gelmeyi marifet sayanlarımız var. Marifet oysa somut hizmetleri ve çalışmaları ortaya koyanları alkışlamaktır. Buna erdemlik de diyebilirsiniz. Ama öyle bir hırs yapanlar var ki ölecekler neredeyse. İçlerini kemiriyor yapılan hizmetler, tamamlanan projeler. Tamamlanan tüm hizmetler Antalya’nın huzuru ve modern şehir olması için yapılan çalışmalar. Ancak gel gelelim için içini yiyen, kendilerini kuruntudan yiyip bitirenler bir türlü bu hizmetleri kabullenememektedirler.
Küçük, mini minnacık işlere kafa yoruyorlar ya, işte bu zihniyettekilere şaşırıyor insan.
Altınporkatal Film Festivali bir daha değiştirilmemek üzere özüne ve ilk verildiği ve dağıtıldığı yılda ki orijinal ödül şekline karar verildi. Renginin karalığı, morluğu, eflatun oluşuna takılı kalmak hala daha bir şeyleri anlamamak da ısrar edenlerin ızdırabıdır. Venüs heykelciğin günümüze kadar gelişinde ki serüveninde sağından solundan çekiştirilmesiyle rengi de değişti, fotoğrafı da. Bugün öze dönüş birilerini rahatsız ediyor. Dı dıydı da dıdı, mıydı da mıydı… Bırakın Allah aşkına bunları. Zaten kimsenin ciddiye de aldığı felan da yok. Laf olsun satır dolsun diye yapılan karalamalar ve atıflar. Bugün Venüs Altın Portakal ödül tasarımı orjinaline birebir yakın olarak dzayn edilmiş durumda. Gayet de güzel. O ödülü kim aldıysa zaten elinde parlayacaktır. Heykelciğin esmer ve kara oluşunu yargılayanlar daha anasının karnından doğmamıştı bile. O zaman ki bu heykelcik takdir edilmiş ve yıllarca ödül olarak dağıtılmış bugünde dağıtılmasında aynı şekli ile verilmesinde bir sorun teşkil etmeyecektir.
Bu, dı dıları, mıdıyları yazıp çizenler Altın Portakal Film Festivalinin Dünya da Film Festivali düzenleyen ülkeler statüsünden nasıl çıkartılması başarılmış onu anlatması lazım. Bala parmağını batırıp yalayanların cumhuriyetine dönüştürülmüş son 5 yıl da Altın Portakal. Artık bu mıdıydılar, gıydıydıcılar petekten uzak tutuldukları için ‘Bal Yapan Arıları’ da rahatsız edememekte. Arılar şimdi vızır vızır çalışıyor. Petek petek bal, ve Bal tadın da üretim içindeler Altın Portakal için.
Öte yandan stadımız şükürler olsun bitmek üzere. Ülkemiz de birisinin ayağı kaymasın ki gel görün sokaklar ve meydanlar bir anda pankartçılar ve yürüyücüler takımıyla dolup taşıyor. Bundan 12 yıl öncesine bakıp konuşmaktan kaçınanlar bugün yaşananlar karşısında aslan kesiliyorlar. Hatırlayın çok değil 20 yıl öncesinde ülkemizde yaşanan maden göçüğünde kim yargılandı? Kimler ceza aldı?
Söyleyeyim
-Hiç kimse…
Bu ülke de asansör kazasından tutun da, bir çok sosyal yaşamda başına beklenmedik ve akla hayale gelmeyecek yaşanan kazalarda hesap sormak için adliye kapısına gidebildi? Ya da hakkını arayabildi?
Adamın gırtlağına çökerler gırtlağına?
Ne hakkı, ne adaleti, ne yasası, ne talebi…
Olay oracıkta kapatılıp hemen normal yaşama dönüş yapılırdı. Yani bunlar 20 yıl öncesine kadar yaşadıklarımız olağan şeyler haline getirilmiş ve milletimiz uyutulmuştu.
Şimdi millet olarak hak aranıyor, vatandaş hakkını alıyor, haksızlar cezasını çekiyor. Ve hatta hatta yaşananlardan sonra derhal yeni yasal düzenlemelere gidilerek çağın gerektiği şekilde yasalar yapılıyor.
Bugün tamamlanan stadımız için yemin billah şöyle iç geçirenler bile vardır
-Şu stadın çatısı uçsa da, demiri düşse de, betonu dökülse de….
Yahu düşman düşünmez bunları. Bu yazılan çizilenlerin ve beyanatların tutulur yanı yok. Bu ne hoşgörüye sığacak düşüncelerdir, ne de hoş karşılanabilecek samimi ifadelerdir. Resmen yıkma, bölme, parçalama hesapları.
Vatanını, milletini, ülkesini, bayrağını seven her insanımız gerçekleri görüyor, kimin ne olduğunu ve ne yaptığını, yapmadığını iyi biliyor. O yüzden ne bilboardlar bu milleti artık kandırır, ne de sayfa sayfa, binlerce gazete bastırıp kapı kapı dağıtılması yanıltır. Gerçek birdir ve biliniyor ki Güneş Balçıkla sıvanamamaktadır. Karanlık yürekler ve beyinler önce kendi renklerini nasıl aydınlatmalı onu düşünmesi gerekir. Venüs heykelciği hep parlıyordu zaten, stadımız güneş gibi doğuyor şehrin ortasından. Dıdıyla, mış mışla, mıy mıyla geçirecek zaman değil. Antalya’nın kaybedilen 5 yılı için tempo düşmeden çalışılması gerekiyor. Zaten yapılan da bu bugün...