|
Hoşgörü-Sevgi-Saygı ülkesiyiz. Kültürü var olan ve bu kültür hazinesiyle zenginleşen ülkeyiz. Bu zenginliğimiz yüz yıllar boyu kıskanıldı. Avuç açmadık, avuç açtırılmaya zorlandık bir dönem. Hani ekonomide 70 sente muhtaç duruma düşürüldüğümüz yıllar. Hak etmediğimiz durumlarla karşılaştık. Ancak büyük ülke olmanın zenginliği ve ayakta kalabilmenin gücü ve cesareti işte bizde ki ülkü ve kültür birliğinin bir eseridir.
Bu kültür ve örf anane ile yüz yıllardır bir arada yaşamış, bir arada kalarak bu düşüncelerden uzak zihniyetlerin esiri olmamışız. Bu duruşumuz ve cesaretimiz, korkusuzluğumuz özellikle Avrupa’yı ve Dünya ülkelerini ürkütmüştür. Bu yüzden bu korkudan Avrupa Birliği adı altında bir oluşum ortaya çıkarılmış. Aslında çağdaş ve daha dinamik bir yapı olması ülkelerin birbiri ile dayanışma ve paylaşım içerisinde sosyo ekonomik-siyasi-kültürel aklınıza ne gelirse dayanışma mevzularıyla bir araya gelme durumları.
Son 70-80 yıldır bu oluşumun olur dedikleri, olmaz dedikleri, yaptıkları dayatmalar, akla hayale gelmeyecek uygulamaları izledik durduk.
Bugün gelinen süreçte Dünya ülkelerinin ve özellikle Avrupa ülkelerinin rutin sürdürdükleri göç ve mülteciler konusunda yaşananlar karşısında öcü görmüş gibiler. Oysa bir arada yaşamayı becerememiş, alman usülü uygulamaları ile arkadaş olmuş zihniyet bir arada yaşama ve paylaşmayı ve bu yaşamı sürdürmeyi nereden bilecekler ki ?
Osmanlıdan günümüze Dünya’nın dört bir yanında hüküm sürmüş bir imparatorluğun yönetim tecrübesi bugün sınırlarımızı çizdiğimiz ülke toprakları üzerinde aynen devam etmektedir.
Yoksula yardım, aç olana aş, ihtiyaç sahibine destek ve yardım. Bizim ülke olarak lügatımızın en üst sırasında yer alan duygulardır. Avrupa nerden bilecek bu dayanışmayı ve hoşgörüyü. İşte bugün Dünya da göç ve mülteci akınlarına karşı tıpkı 1915 yıllarında ki birinci ve ikinci dünya savaşlarında ki uygulamaları hemen harekete geçirmeye hazır vaziyetteler.
Ne denizleri aşıp sınırlarına gelmişleri kabul ediyorlar, ne sınırları tel örgüleri geçip gelenlere bakıyorlar. Ellerinden gelse, bugünkü dengelerin biraz değişmesi ya da uygulamalarda farklılıklar yapmaya kalksalar HİTLER’in kazanlarda yaktığı, toplama kamplarında yıllarca eziyet çektirdiği görüntülere bürünecekler. Çünkü bu zihniyet kendisinden başka kimseyi düşünmeyen bir toplumun anlayışın bireyleridir. O yüzden mülteciler sınırları aşmaya çalışırken ÇELME’ler yemekte, yerlere düşürülmektedir. Hatırlayın o görüntüleri. Bunu yapan bir de o ülkenin yayıncı kuruluşunda çalışan bir muhabir. Yani adamlarda ki zihniyet her sınıf insana monte edilmiş zehir anlayış hakim. Bu ülke benim ve benden başka kimse yaşayamaz.
Yani biz gibi düşünen, bizim gibi hoşgörü ve kültür zenginliğini yaşamamış ülkeler ve o ülkelerin insanları maalesef bu duyguları içten içe büyütüyorlar. Mülteci ve göç gelen yabanı ülke vatandaşları bir bir toplansa, bir kampa kapatılsa kimsenin gıkı çıkmaz. Oysa Türkiye de binlerce mülteci ve göç gelen bir çok ülke vatandaşına kucak açılıyor, ekmek, aş yatacak kalacak yer, eğitim ve sağlık hizmeti veriliyor. Bu davranışımız bizi diğer ülkelerden ayıran yegane unsurdur. Bu duygu ve davranışın başka hiçbir ülkede olmadığı artık çok açık görülmektedir. Avrupa’yı karış karış gezip dolaşanlar iyi bilir. Ne yemeği yeniliyor, ne suyundan içiliyor. Varsa yoksa Türkiye. İşte Türkiye yi büyük yapan da bunlar. Bu zenginliğimizi ele geçirmeye çalışıyorlar. Ancak nafile. Ne ruhumuzu, ne bedenimizi, ne de düşüncemizi ele geçirebilirler. Onlar ancak HİTLER’in uygulamasını ne zaman hayata geçirebilir onun hesabını yapmaktadırlar…