Gazetecilerin Türkiye Siyasi tarihinde meclislerde bulunuşlarına tanıklık ettiğimiz yıllar arasında bir de Genel Başkanlığa kadar yükselmiş bir isim gözümüze çarpmaktadır. Gazeteci Altan Öymen CHP’nin Genel Başkanlık yapmış gazeteci kimliğine sahip bir siyasetçiydi. Altan Öymen CHP Genel Başkanlık görevinde bulunduğu süre de bu da 23 Mayıs 1999 ile 30 Eylül 2000 tarihleri arasıdır, bu zaman dilimi içinde köşe yazılarına ara verdiği zaman dilimidir.
Yani her şeyin etik duruşu ve davranışı, kendine uygun bir örf ananesi vardır. Altan Öymen Genel Başkanlık döneminde Gazeteci kimliğini bir tarafa bırakmış ve partinin başarısı ve sorunları ile uğraşmıştır. Çoğu kere yazmak istediği onlarca satır ve kamuoyunu bilgilendirmesi gereken konular vardı ancak bunu CHP Genel Başkanlığı görevinde bulunduğu süre de yapmadı. Doğrusu da bu olmalı zaten.
Ancak bugün Türkiye’nin dört bir yanında inanıyorum ki gazeteci olarak meclislerde yer almış onlarca meslektaşımız vardır. İnanıyorum ki onların da Altan Öymen inceliği ve nezaketinde mesleklerinin Bekası ve duruşu adına yazmayı, haber vermeyi, duyurmayı ve eleştiri de bulunmayı, biraz ertelemişlerdir.
Çünkü Doğrusu budur. Hem siyaset yapıp hem de meclis üyeliğinde bulunmak Gazeteciliğin dokusuna ve genetiğine de zarar verdiğine tanıklık ediyoruz. Özellikle son yıllarda bariz bir şekilde yaşadığımız bir konudur.
Gazetecilik Mesleğini sürdürdüğüm yıllar içinde tarafıma onlarca partiden gelen tekliflere hiçbir zaman sıcak bakmadım. Çünkü benim bir işim vardı ve işim de gazetecilikti. Ya Gazeteciliği bırakacaktım, ya da siyasete atılıp bu engin umman da hizmetin başka bir kolunda memleketimiz adına koşacaktık. Ancak ben çalışmalıydım ve gelir elde etmeliydim. Bu gelir de sadece gazetecilikten elde edilmeliydi. Başka bir hizmet kolunda daha bulunma şansınızın olmadığı ve vakit ayıramayacağınız sektör de işinizi iyi yapıp karşılığını almanın ötesinde başka bir fırsat yoktur, zaman da bulamazsınız.
İşte bu yüzden yıllardır gazetecilik mi, meclis üyeliğimi ikilemini Gazetecilik mesleğini tercih ederek ve ekmeğimi bu sektörde kazanmaya devam etmenin doğru olacağı inancıyla hem Meclis üyeliği hem Gazeteciliğin bir arada yürütülmemesi ilkesini savundum.
Düşündüğüm ve savunduğum doğruydu. Hem gazetecilik hem meclis üyeliği ya da siyasi bir kurumun üyeliği Gazeteciliğin ilkesine ve etik çalışma barışına da aykırı olduğunu ilerleyen zamanda daha iyi anladım.
Yani ya gazetecilik mesleğini yürüteceksin ya da siyasete atılıp oradaki beklenti ve hizmetlerini ortaya koyacaksın. Boyacı, sıvacı, doktor, eczacı her ne iş kolunda olursan ol meclis üyeliği ve siyaset bu giysileri karalamaz. Ama Gazeteci olup da meclis üyeliği ya da siyaset kurumlarında üyelik gazeteci etiğine de zarar verdiğini her geçen gün görmekteyiz. Hiçbir partiye üye değilim. Hiçbir partiye yaşadığım süre içerisinde üyeliğimde yoktur olmadım da. Eğer ki böyle bir düşüncem olursa da ne zaman ki mesleğime ara veririm o zaman düşünür tercihimi yaparım. Doğrusu da budur. Her geçen gün kirlenen ve gittikçe de yozlaşan bu sektör de bu düşünceleri ortaya koyacak ağabeyler, kardeşler ve meslektaşlarımın çok olduğuna inanıyorum.