Hatırlayanlar iyi bilir Kuveyt İşgali’nde ABD’nin işgali püskürtmek için verdiği savaş canlı canlı ekranlara getirilmişti. ABD’liler bu savaşı yakından takip ederken günlük yaşantılarına, rutin işlerine devam ederken ekonomide en küçük bir şekilde sallanma, yalpalanma yaşanmamıştı. Ya da dolar da iniş çıkış mevzuları fazla gündem de olmamıştı. Hatta hatta savaş varken denize giren, diskoya giden, bahçesinde mangal yapan Amerikalıların boy boy görüntüleri yayınlanmaktaydı. Aslında bu güçlü olduğunu hissettirmek istenilmesini anlatan bir algı görüntüleriydi.
Bugün ülkemizin sınırlarında ki tehlikeler ve savaşların püskürtülmesi, ardından Suriye sınırları içersinde ki askeri gücü, şimdi de Musul ve Bişak’ta ki askeri harekatın tam için de bulunuyor olması ne ekonomiyi, ne içişlerimizi, ne de planlanmış bir çok proje ve çalışmaları etkilemediğini görüyoruz. İşte bu güçlü ülke olmanın bir ifadesidir. Bugün aynı görüntüler ülkemizde yaşandığını görüyoruz. Herkes rutin işinde gücünde. Kanton ve kartondan bir ülke olmadığımızın, birilerinin elini kolunu sallayarak ülkemizin gidişatına yön verebilecek bir millet olmadığımızın ta kendisidir bugünkü durum. 600 yıl Avrupa da, Afrika ve Uzak Asya da hüküm sürmüş bir devletin yüce duygularını içinde taşıyan bir milletiz.
Yer altı ve yer üstü kaynaklarımız başta olmak üzere, yenilebilir her bir enerji ve diğer unsurların mantıklı, doğru şekilde değerlendirilmesi, başarılı bir ülke yönetimi sonucu savaşın ya da çatışmanın içinde olup olmadığımız mevzuları hissedilmemektedir bile.
Bugün Yunanistan da savaş yok ancak savaştan beter durumda. Emekliler bankaya yatan maaşlarından sadece bir bölümünü kullanabiliyor. İş dünyası, esnafı iflas etmiş, Almanya’nın ve diğer ülkelerin verdiği yetim parası misali yardımlar ile kendini kurtarma derdinde. Avusturya bir elin parmakları sayısı kadar mülteci’den ödü koparken üretmeyen, üretemeyen, var olan kaynaklar ile ayakta kalmaya çalışarak artan nüfusuna iş konusunda bir şey yapamayışına tanıklık ediyoruz. Diğer Avrupa ülkelerinde ki durum da böyle. Koloniler oluşturmuşlar, sömürü devlet statüsünde ülke olmanın SİESTA’sını yapanlar değişen dünya normları ve şekillenmeleri karşısında elleri ayaklarına dolandığına, hatta korktuklarına ve ürktüklerine tanıklık ediyoruz. Korkunun ecele bir faydası olmuyor maalesef. Türkiye’nin gücü ve ortaya koyduğu kararlılık üretemeyen, koloniler ile beslenip, köle ülkeleri ile rahat bir hayat sürenler gelecek yıllar da kaybedeceklerini gördükçe ölümden beter oluyor. Ülkemiz Büyük Türkiye’nin önüne geçilemez yükselişi ve gücü en büyük korkudur yıllardır bu düzende yaşam sürmüş ülkelerin!... Ne zincir vurabildiler, ne köleleri yapabildiler, ne de birliğimizi bozabildiler. İçte ki hainler, demokrasi kavramı altında içten içten katilleşen zihniyetler kendilerini bu iğrenç düzenin kucağına atmaya ne kadar da hevesliler miş… Neyse ki oyun bozuldu. Büyük Türkiye’nin önlenemez bu yükselişi ve gücü ne savaş zamanında ülkenin gidişatını etkiler, ne de ekonomiyi Yunanlıların yaşadıklarına taşır. Güç buradan hissedilmeli… Suriye’ye girmişiz, teröristleri sınırlarımızdan defetmişiz, Musul’a elimiz değmiş, Bişak da ayak sesimiz.