1947’den sonra çok partili döneme geçen ülkemizin siyasi yolculuğunda başına gelmeyen kalmadı. Başbakan idam eden bir ülke damgası bileğimizdedir hala. İdamlarla geri kalmış 3’ncü dünya ülkesi ile Avrupa arenasında yer bulmaya çalışan bir siyaset içinde çabalayan ülke. Çok partili siyaset anlayışında idam olmamalıydı ? Çok partili geçiş demokrasi ve insan odaklı bir yönetim olmalıydı ? Çok partili siyaset herkesin düşüncesine saygı duyulmalı ve seçimlerle iş başına gelenlerin hizmet edebilme fırsatı verilmeliydi ?
Türk Siyasi tarihinde maalesef saydığımız bu çok yüzeysel birkaç soru ve cevaba karşılık Büyük Türkiye fotoğrafı çizilememiştir. Kendine Paşalık, bir alttakine komutanlık, bir diğer masa da bulunana müdürlük, diğerlerine ballı börekli ihale ve fırsatlar, para akışları… Yani tam bir Oligarşi anlayışı, tam bir cunta zihniyeti.
Çanakkale savaşında cenk tutulmuş anlayış çok partili döneme geçilmesiyle kirletildi. Temizlemeyle uğraşan irade ne yatırıma bakabildi, ne sınırlarını koruyabildi, ne savunma ve sanayi de durması ve bulunması gereken konum da bulundu. Tüm bu yampilik durumların tek nedeni olduğu ortaya çıktı o da dış güçlerin ve ülkemizi bir örümcek ağı gibi saran işgalci düşüncelerin bizi tahta kurusu gibi içimizi kemirmesi, içimize bir hain gibi bulunmasından kaynakladığı eni konu görülmüştür.
Bu güveler, tahta kurularının ilacı en sonun da bulundu. Milletimiz bu tahta kuruları ve güveler ile savaşacak doğru ilacı ve yöntemi keşfetti. Bu hainlerle savaşmanın tek ilacı millet olmak, vatan, bayrak ve toprak duygusuyla yoğrulmuş düşüncelerin harmanlanması olduğıunu ortaya koymuştur.
15 Temmuz sonrası artık hiçbir şey ülkemiz de eskisi gibi olmayacaktır. Yalan ve hıyanet ayan beyan ortaya çıkarılmakta, bu girişimlerde bulunanlar işaret edilmekte. Seçilmiş hangi hükümet ve zihniyet görev yapmaya başlamışsa neden al aşağı edilmek istenilmesi artık iyi biliniyor. Bu yüzdendir ki kirli oyunlar, kaset kumpasları, ses bantları, yalan dolan fotoğraflar bu milleti ne Çanakkale ruhundan ne uzaklaştırabilecektir, ne de millet olma duygusunu unutturacaktır. 1970 ile 1980 yılları arasında sağ sol kavgasını çıkaranlar ceplerini doldururken mezarları başında gözyaşı döken analar ve babalar artık olmayacaktır ülkemizde. Bizi kimse artık bir birimize düşüremeyecektir. Ne Türk-Kürt ayrımında, ne de başka bir ülke insanı olarak Türkiyemiz de yurt edinmiş vatandaşımız olmuşlarla aramızı bozamayacaklardır. Din üzerinden de artık hiçbir illegal güç ve mikser görevi gören ajanlar bunu da başaramayacaktır. Ülke olarak inandığımız Din adına tek doğrunun Kur’an olduğu ve bunun dışında hiçbir farklılaştırılmaya çalışılan yalan ve devşirme açıklamalara da itibar edilmeyecektir. Tüm bunları sağ duyumuz ile eni konu düşünüp değerlendirdiğimiz de geriye tek bir şey kalıyor o da Millet olmanın, bayrağımız altında tek bir amaç için bir arada bulunmamızdan başka bir şey değildir.
Köprüler yapılıyor, denizin altından karşı koy’a tünel geçişler yapılıyor, dev hava limanı, hızlı trenler şehirlerle bağlanıyor. Çok yakında da madenlerimizi adam akıllı işleyecek ve nükleer enerjimiz ile açığımızı giderecek konumlara geleceğiz. İşte tüm bu büyük adımlar bu kene, güve ve kurtçuk zihniyetindekiler bulundukları yerlerde ilaçlanıp ölmeye başladıkları için daha fazla bize zarar veremeyeceği için tutunmaya çalıştıkları yerlerden bir bir düşmektedir.
Ben kurtçuk, güve, kene, tahta kurusu diye tabir ediyorum siz ne derseniz deyin. Millet artık kime karşı nasıl bir ilaç kullanacak, nasıl bir savunma içinde bulunacak, nasıl bir oyun kuralını uygulayacak çok iyi biliyor. Artık bu millet 1947 den bu yana üzerinde oynanmak istenilen tüm vesayet düşüncelerin şifresini çözmüş, matematik sorusunun da cevabını bulmuştur. İki iki daha dört eder…