Ülkemiz insanının istediği tek şey hiçbir ülkeye özenmeden, rahat ve huzurlu bir şekilde yaşam sürmesinden başka bir şey değildir. Yaşadığımız topraklar üzerinde insanca yaşam sürebilmenin gerektirdiği ne varsa onları görmenin ötesinde de başka bir şey değildir. Yol, su, köprü, buğday, ekmek, iş, aş, bolluk ve bereket. İlkokul sıralarından üniversite de dahil okutulan ve okuduğumuz ve öğretilenler arasında saklanmış bir tarihin fakirliğini yaşayan millete, eğitimciye dönüştürüldü beyinler. Bu detayların Planlı ve programlı yapıldığını gerçeklerle yüzleştikçe farkına varıyor insan.
Son 15 yıldır ülkemizde siyasi ve ekonomi alanda ki sıçrayışı tek düze anlayışı benimsemiş dünya ülkelerini korkuttuğu açıktır. Yapılan yatırımlar, dev projeler, vatandaşın 100 yıldır beklediği ve hayalini kurduğu çağdaş ve müreffeh Türkiye fotoğrafı. Hatırlayın bundan 30-40 yıl önce şu konuşmaları yapıyorduk
-Abin nerde
-Alamanyada
-Ne yapıyor Alamanya da
-Çalışmaya gitti
-Oğlum senin abin hiçbir işten anlamaz ki ne iş yapacak Alamanya da
-ÇALIŞMIYOR ki ZATEN İŞSİZLİK MAAŞI ALIYOR !...
Evet tam 40 yıl önce bu konuşmanın muhataplarıydık. Ülkemizde yapılan uygulamalar ile işte Avrupa’dan farkımız da kalmadı. Türkiye de işsizlik maaşı ödeyebilen bir ülke konumuna geldi.
Beklenen ve istenenlerin kat kat üzerinde hizmetler vatandaşa dönüşü oldu.
Dönüş yapmayan tek şey var o da Türkiye Cumhuriyetinin 100’ncü yılında yeni bir Türkiye’nin tarih sayfalarında yer alması korkusunu yaşayan anlayış. Güneydoğu da 15 yıl önce neden çatışma yoktu ? Çünkü Türkiye’nin büyümesini ve güçlenmesini istemeyen dış mihraklar orada taşeron bir kolluk gücünü besleyerek günün birinde büyüyen ve güçlenen Türkiye ye karşı günü geldiğinde içimizden vurmak için sinsice bekletti, bekledi ve bu taşeron örgüte karışmadı teröre karşı tepki koymadı, ülke kolluk kuvvetlerinin savaş gücünü çeşitli bahaneler, yaptırım tehditler ile önünü kesti. Türkiye’nin uyanışına, ülkemizin güçlenip kalkınmasından korkanlar işte yine aynı anlayışı devreye sokarak 1915’li yıllarda kendilerince parselleyip çizdikleri harita sınırlarını yeniden hayata geçirmeye çalışmaktadır.
Bugünkü hükümetin tüm çabası oynanan oyunların, geçmişte Türkiye’nin adeta bir maşa ülke durumuna düştüğü yılların nasıl bu durumlara geldiğini net bir şekilde ortaya koyması vatandaşın ve ülke insanına gerçekleri aktarması olmuştur. Bu durum vatandaşın gözlerini açmıştır. Gerçekleri gören seçmen ve ulusumuz bu dış güçlere ve hele hele PKK denilen illet taşeron katil örgüte pirim vermemiştir. Çatışmaların artmasının yegâne nedeni budur. Kışkırtmalara sağduyu ile yaklaşan ülkemizin vakurluğu ve mücadelesi bundandır. Tarihin yeniden tekerrür etmesini isteyenlere karşı dün nasıl savunulmuşsa bugün de ülkemizin korunması ve savunulmasında üzerinde sorumluluk hisseden herkes büyük bir sağ duyu ile hareket etmektedir. Türkiye Cumhuriyetinin sınırlarını şehit kanları ile çizilmiş ve şehit kanları ile bu sınırlar korunmaktadır. Adımını atmaya kalkan, sınır ihlali yapan, sınırlarımız ile oynayıp yeni haritalar ortaya çıkartmak isteyenlere bu millet asla izin vermeyecektir. Bugün terör örgütü ile hareket ederek ülkemiz de kaos çıkartmak isteyen gruplar, vekiller, STK lar, partiler hayalini kurdukları eski günleri geri getirmek istemelerinde ki çabası boşa çıkmıştır, her geçen gün tüm çabalarına rağmen de boşa çıkmaktadır.
Tüm bu yaşanan gelişmelere karşılık tarihimizin karanlıkta kalmış ve gerçeklerin okutulmadığı ve öğretilmediği ve eksik bilgilerle donatılmış bir nesil yaratanlar duvara toslamıştır. Bu yüzdendir ki öğretilmeyen ve çok da sözü edilmeyen Sultan Abdulhamid’in duası aslında tüm yazdıklarımızın bir sonucunu ifade ettiği gibi bugün ülkemiz üzerinde oynanan oyunun haritasını önümüze getirmektedir. İşte o gerçekler ! Duaların sözcüklerine eklenmiş gerçekler !
Sultan 2.Abduhlamid Duası
Helal etmiyorum!
Şahsımı değil, milletimi bu hale getirenlere
hakkımı helal etmiyorum.
Beni, benim için lif lif yolsalar,
cımbız cımbız zerrelerimi koparsalar,
sarayımı yaksalar;
hanûmanımı, hanedanımı söndürseler,
çoluğumu gözümün önünde parçalasalar
helal ederdim de, Sevgili'nin (SAV) yolunda yürüdüğüm için
beni bu hale getiren
ve milletimi ateşe atan insanlara
hakkımı helal etmem!
Allah'ım!
Mukaddes isimlerine
kurban olduğum Allah'ım!
Yâ Adil!
Bana "Kızıl Sultan" adını takan
ve devrilmem için
ellerinden geleni yapan Ermenileri,
şimdi beni devirenlere parçalatıyorsun.
Bu cellatları da kim bilir
kimlere parçalatacaksın?
Fakat yâ Rahman;
adaletinle tecelli edersen hepimiz kül oluruz.
Bize acı!
Resulünün, Sevgili'nin, Kâinatın Efendisi nurunu kaybeder gibi olduğu için
bu hale gelen millete,
rahmetinle, fazlınla, lütfunla tecelli et.
Yâ Kâdir!
Kundaktaki yavruyu,
almış kaçıran leş kuşunu düşürüp,
çocuğu kurtarmak ancak senin kudretine sığabilir. Leş kuşlarının gagasında
kundak çocuğuna dönen milletimi
kurtar Allah'ım!
Yâ Ma'bud;
ömrümde tek vakit farz namazı
kaçırdığımı hatırlamıyorum.
Ama tek vakit namazım olduğunu
iddiaya da nefsimde kuvvet bulamıyorum.
Huzurunda eğileceğime, kaskatı kalıyorum
ve duada ruh teslim edeceğime,
yatağımda kıvranıyorum.
Sana kulluk gösteremeyen
bu kulunu affet Allah'ım.
Eğer, yılları tesbih dizisince süren
hükümdarlığımda seni bir kere anabildim,
Resûl'üne bir kez bağlanabildimse,
duamı, o bir kere
ve bir an yüzü suyu hürmetine kabul et.
Yâ Sübhan!
Şu titrek elleri,
kıyamet gününde sana "ümmetim, ümmetim"
diye yalvaracak olan Habibinin eteğinde,
şimdi "milletim, milletim" diye dilenen
bu ihtiyarın duasını geri çevirme.
Milletimi evvelâ, "Ba'sü bâ'de'l mevt"siz bir ölümle yok etmeye götüren sahte kurtarıcılar
ve sahte kurtuluşlardan kurtar
ve O'na bir gün gelecek kurtarıcıları,
gerçek kurtuluşu nasib eyle.
Benim artık bu dünya gözüyle görebileceğim
hiçbir saadet ümidim kalmadı.
Bari felaketi olsun
bana daha fazla gösterme Allah'ım.
Ayakta duramaz haldeyim,
vâdem ne gün dolacak Allah'ım!