Karatay Medresesi, Kaleiçi’nde yer alan 13’ncü yüz yılda inşa edilmiş dönemin bilim ve ilim yuvası. Celaleddin Karatay’ın vakfiyesine kayıtlıdır. H.648 / M.1250 yılına tarihlendirilen yapı, mihrabı sebebiyle Karatay Camii Dar-üs Suleha olarak da adlandırılmaktadır. Medrese iki eyvanlı medrese tipine girmektedir. Bugün ayaktaki portalı, giriş eyvanı, doğu cephedeki büyük eyvanın sağında bulunan diğer bir hücre ve bazı eski kalıntıları birbirlerine kaynaşmış şekildedir. Doğu eyvanın içinde bir mihrap bulunmaktadır. Medrese, Selçuklular devrinde “hadis ve tefsir ilimleri” okutulmak üzere moloz taş, kesme taş ve tuğlayla inşa edilmiştir.
Bugün ise gördüğümüz fotoğraf Hadis ve Tefsir İlimleri okutulması duygusundan uzak hatta korunmaya alınması gerektiği anlayışı ber taraf edilmiş durumda.
Şimdi İlim ve irfan yuvası olarak bilinen ve bugünlere kadar maneviyatımızın bir tezahürü ve mirası olarak günümüze kalan bu eser de Darbuka sesleri, kanun ve keman nağmeleriyle birlikte yükselen taşkın şarkı türkü mevzularının derlendiği yer olmuş.
Önceki gün yine ajanslar tarafından servis edilen haber de bir kez daha konu dikkatimi çekince gündemin içindekilerin yaptığı tıngırama değil, Medresenin nasıl böyle bir duruma getirildiği ve Medrese anlayışının sadece müzik, ezgi, çalgı, şarkı, türkü günlerine dönüştürülen mekan oluşunu hatırlatmak istedim.
Şimdilerde ise Dans öğretileri başlanacağı duyumlarını aldım. Yazık… Medrese deyince özellikle Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde ki ağır ve vakur eğitim anlayışını hatırlamaktayız. Öyle öğretildi çünkü okul kitaplarında ve okuduğumuz önemli kaynaklarda bizlere. Şimdi buraları işleten ve Vakıflar Bölge Müdürlüğünden kiralayarak alan şahıslar Kaleiçinde yaşanan ‘Kötü Örnekleri’ emsal alarak o mirasa ve maneviyata eziyet etmeye devam ediyorlar.
Koruma Kurulu sorumlularına, vakıf müdürlüğü sorumlularına. Adı medrese olan bir eserde manevi duyguları ve geçmişe dair güçlü bırakılar böylesine harap eden anlayışın nasıl önüne geçememektedirler?
Medrese tarihimizin, komutanlarımızın, savaşan, cenk tutan ve ilim, bilim, felsefede izlenecek yol ve yaşam haritasını santim santim öğrenildiği yerlerdir. Böylesine maneviyatı ve bize kalan mirası taş duvar anlayışı ile ilişkilendirmeye çalışanlar Medreselerin amacından uzak fotoğrafları ortaya koyduklarına tanıklık ediyoruz.
Yapılan son günlerde ki haberler şahsım olarak ve benim gibi düşünenlerin içini sızlatmıştır. Şahsen büyük üzüntü duymuş olduğumu belirtmek isterim. Medreselerin ve medrese tarzı yapı ve miraslarımızın amacına uygun şekilde korunması ve kollanması gerektiğinin altını bir kez daha çizmek gerektiğini hatırlatmak istiyorum.
Kültür Müdürlüğümüzün girişimleri ile Cumuhuriyet Meydanında ki Külliye’nin aslına uygun şekilde vatandaşlarımızın ve bu ülke de yaşayanların hizmetine yeniden sunulması için yaptığı restore çalışması örnek bir davranış ve maneviyata sahip çıkma duygusudur hepimiz için. İl Müdürümüzü bu anlamda tebrik ediyorum. Yivli Minare’nin 2 bin yıllık tarihinin yanında bulunan bu külliye şimdi aslına uygun şekilde yeniden bizlere sunuluyor. Dedelerimizden kalan bu eseri gözümüz gibi bakacağız. İşte Kaleiçinde ki Karatay Medresesi’de Vakıflar Bölge Müdürlüğü ve Koruma Kurulu tarafından aynı hissiyatla buranın bir an önce düzenlenmesi gerektiği düşüncesindeyim. Aksi takdirde Karatay Medresesinde çal çal oyna günleri ve aslından uzak etkinlikler alıp başını gidecektir.