Ülkemizin yıllarca siyaset rotasında memlekete hizmet ve yatırımlar noktasında ki beklentiler, yerine getirilmeye çalışılmışsa da gerek, Avrupalı ülkelerce gerekse ülkemiz üzerinde oluşturulan hain odakların yaptıkları plan, çizdikleri uyduruk haritalarla bir oluşum yaratma düşüncesinde bulunduklarına tanıklık ettik 15 Temmuz sonrası. Özellikle son 30-40 yıl ülke siyasetinde çok basit tanımıyla bu anlayış hüküm sürmüş. Yıllarca ülke vatandaşları her seçim de sandığa gitmiş ancak ne hikmetse iradesini yansıttığı durumlar pek sağlıklı bir şekilde ortaya çıkmamış, çıkartılmamış.
Durum böyle olunca da siyaset ve siyasetçiye olan inanç ve güven de gittikçe zayıfladı. Taa ki 2001 den sonra vatandaş iradesinin sandığa yansıttığı düşüncesi gerçekten ortaya çıkana kadar.
Öncesin de ülkenin karanlık kalması, gri ve bulutlu, puslu havanın devam etmesinin kendilerine fayda getireceği tüm unsunlar son 15 yıldır inanılmaz rahatsız oldu, inlerinden iniltiler çıkartmaya başladılar. Dağa asker gönderiyoruz, hainlerin tepesindeyiz. Tam tetiğe basılacağı zaman ne oluyorsa bir emir ‘Dur’ diye talimat veriyor. Hainleri, teröristleri dağlarda, in’lerinde sıkıştırıyorsunuz tam yok edeceğiniz zaman yine o karanlık talimat ‘Dur’ diyor adamlar yine inlerine geri dönüyor. Yıllarca şöyle olmuş,
-Karışma bana, bulaşmayayım sana …
Bu yüzden iyi niyetle iktidar da ülkeye hizmet vermeye çalışan anlayışın insanları, yöneticileri, idarecileri, komutanları maalesef hep bu gelen emiri dinlemek zorunda kalmış. Kalmış çünkü İktidara öyle kolay gelinmiyor. İşaret edilenler iktidar oluyor, ülkenin yönetimine talip oluyor. Böyle olunca da kumanda başkasının elinde oluyor. Ee öyle olunca ülke de enflasyon, IMF, Ejderha karikatürleri, hastane, postane, önleri ‘Dert hanelere’ dönüşüyor. Hatta hatta sigara, akaryakıt, enerji, yağ, sigara, tüp felan yok satıyor. İşte hep bu önünde eğilinmiş güçlü diye tabir edilen ancak içi boş kendilerinin bile büyüyen güçler karşısında eli ayağına dolanan ülkeler kendilerini ‘Dev’ ülkeler nezdinde göstermiş. Ülke olarak bunlara inandırılmışız. Onlarda bu var, şu ülke de bu var, onun vatandaşına bu haklar, şunun kine baklavalar… Yıllarca bu söylemler altında ezilmiş bir millet yaratılmaya çalışıldığına tanıklık ettik. Oysa bu millet öylesine asil ve nesildir ki hiç kimsenin boyundurluğu altına girmeden 600 yıl sözünü ettiğimiz topraklarda hüküm sürmüş bir milletir.
Şimdi bu ruhun ve ecdatlarımızın o yıllarda ki anlayış ve bakışları daha güçlü bir şekilde günümüzde tezahür ettiğini görüyoruz. Millet olmanın, tek bir amaç, ülkü ve kültür birliğimizin diğer ülkelerden ne kadar güçlü olduğunu ortaya koyulduğu ve kendimizi artık daha net gördüğümüz ve bildiğimiz dönemdeyiz. Ve ‘Karışma bana Bulaşmam Sana’ anlayışını yıkıp ülkenin her karış toprağına elini dokunan, gücünü en küçük alanında bile kendini hissettiren, sınırlarında güç ve kuvvet, ülke içinde inanç ve imanın yüksek tutulduğu Büyük Türkiye Cumhuriyetinden söz ediyoruz. İşte bu yüzdendir ki dağda ki askerimiz, ülke içinde ki asayişimizi sağlayan polisimiz ‘İn’lere giriyor, köşe sıkışmışları görmezden gelmiyor. Yıllardır sınırlarımızda ki savunma da milletini uyutanlara yazıklar olsun. Şehitlerimizle kucaklaşmamız, bu kararlılıkta yürüyen ve bu anlayışta ki duruşunu esirgemeyen gazilerimiz tüm geçmişte ki ayıpları temizleyen, karanlıkları aydınlığa çıkartan net fotoğraf, güçlü Türkiye yi ortaya koyan gerçek adımız olmuştur. İşte bu yüzdendir ki 15 Temmuz Çanakkale Geçilmez’i hatırlatmış, millet olmamızın şuurunu cümle aleme göstermiştir. Ne güzel ne güzel…