Antalyaspor siyasi bir kurum değil. Zaman zaman şehrimize hizmet eden anlayış bu kapıdan içeri girerken siyaset ceketini kapıda bırakır öyle girer. Antalyaspor’a herkesin sahip çıkması ve tribünde takımına destek vermesi de bundandır. Bu yüzdendir ki takım üzerinde sınırı ve çizgisi belli çerçevelere kadar takım hakkında açıklamada bulunmak, yorum yapmak, fikir ve düşüncelerini paylaşma hakkına da sahiptir.
Tıpkı bizlerin bugün Antalyaspor’un bulunduğu yer, konum ve olması gereken yer ve bulunması gereken seviyeler üzerine yaptığımız açıklamalar gibi. Bu konuda açıklamalarda bulunurken takım içinde, kulüp çatısı altında ki detayları da yakından takip ediyor bunları kamuoyu ve spor severler ile paylaşıyoruz. Bu yüzden de hiçbir zaman bir önceki yönetimin bıraktığıydı, fazlalıydı, ayakkabısıydı, konçlarıydı mezularıyla uğraşılmaması gerekiyor.
Son günlerde Antalyaspor Kulübü ile ilgili dile getirdiğim bir çok konu ve hatırlatmalarda isimlerini geçirdiğim çok değerli spor adamları, yönetici ve renklerin gönüllüsü fedakar insanları derdim hiçbir zaman üzmek olmadığını sadece küçük hatırlatmalar ve dokunuşlar yaparak takımımızın bekası ve artık uçan kuşun bile haberinin olduğu çok yüzeysel konuları paylaşmamdan öte bir şey değildir. Gerek Kulüp başkanlığı, gerekse Dernek Başkanlığı ve yönetimi üzerine dile getirdiklerim asla ve hiçbir zaman kişisel bir yorumlama şeklinde olmadığını belirtmek isterim. Nasıl ki herkesin derdi Antalyaspor’un başarısı ve ligde kalması ise bizim de derdimiz bunun sürekliliğinin kaçınılmaz olduğunu belirtmektir
Tüm bu detaylar arasında yine kulüp mali bütçe dengesi, gelir giderleri konusunda ki iç karartan durumlar şehrin orta yerinde konuşuluyor. Özellikle mali tabloda başarılı bir performans ortaya koyulamadığı bir gerçektir. Bunda en önemli etken önceki yazılarımda da dile getirdiğim acı gerçek "menajer ilişkileri" ve bu duruma maalesef kırmızı-beyazlı kulübün yöneticilerin, dernek ve vakıf hissedarlarının seyirci kalmasından kaynaklandığını düşünüyorum.
Hatırlarsanız geçen hafta İsmail Bilal’in niye sesiz kaldığı ile ilgili bir yazı yazmıştım.
Gelen telefonlardan, sokakta yürürken karşıma çıkan tanıdıklardan çok sayıda yorum aldım. Az bile yazmışsın diyenler çoğunluktaydı. Ancak, İsmail Bilal için de arayan bir kaç kişi oldu.
İsmail Bilal’in kendisi aramadı, yakın dostları aradı ve söyledikleri şuydu; “İsmail Bilal, saf, temiz düzgün biridir. Ona seçimde yapması gereken söylendi o da o görevi yerine getirdi ve seçim de elini kaldırması gereken için kaldırdı. Kulüp içerisinde yanlışların, hataların sorumlusu Nafız Tanır’dır. Eleştirilmesi gereken kişi Nafız Tanır’dır"
Antalyaspor camiasını takip eden insanlar zaten Nafız Tanır’ın, Gültekin Gencer ile birlikte olduğunu biliyor. Bugün Gültekin Gencer’e yapılan eleştiriler Nafız Tanır’a da yapılmış sayılıyor. 3 yıl önceki Nafız Tanır ile şimdiki Nafız Tanır hakkında söylenenler arasındaki farkı herkes konuşmakta. Kendisi farkında olmayabilir ama Gültekin Gencer’i koruyup, kollayacağım derken ciddi anlamda yıprandı, inandırıcılığı zarar gördü, yara aldı.
Geçen yazımda dile getirdiğim ve bazı okurlarımızın bir saldırı ve çatma olarak algıladığı Antalya’nın iş dünyasında ki başarılı ve dürüst iki insan İsmail Bilal, Hasan Ali Ceylan bu yara almalara ve yaralanmalara seyirci kaldıklarını dile getirmiş olmam hatırlatması yanlış anlaşılmaması gereken önemli husus olduğunu belirtmek isterim. Bu isimlere kimler eklenebilir denilirse Mehmet Yüksel, Levent Aydın, rahmetli Erdal ağebeyin oğlu Burak Akpınar ve ismini saymadığım bir çok değerli yönetici.
Eto’o transfer edildi ama kulüpte can sıkıcı hareketler daha da çoğaldı. Daha öncede yazdım "Gerçekler Eto’o’nun arkasında ne zamana kadar saklı kalabilecek?" Geçtiğimiz günlerde Enoh transferi için verilen menajer paraları ortaya çıktı. Daha önce Antalyalı Yusuf Şimşek için verilen menajer paraları ortaya çıkmıştı. Daha devamı var ve sırayla gün yüzüne çıkıyor her şey. Gizli yapılan hiçbir şey gizli kalmıyor. Paravan arkasında ki konuşmalar ve ilişkiler kendi kendine ortaya çıkıyor.
Fazla uzatmadan bir kaç soru dile getireceğim …
Antalyaspor Derneği başkanı Nafiz Tanır, her defasında geçmiş dönemlerdeki yönetimlerle Gültekin Gencer döneminin yönetimini mali durumlarını kıyaslıyor. Bir şekilde başabaş çıkartıyor. Dikkatinizi çekerim burada gözlerden kaçan piyasa borcunun her geçen gün büyümesidir. Bunu göremeyecek kadar kör değil hiç kimse.
Neyse benim sormak istediğim şu;
1) Gültekin Gencer döneminde vergi borcu dışında harcanan para ne kadar?
2) Gültekin Gencer döneminde menajerlere verilen komisyon ve danışmanlık ücreti ne kadar?
Madem bir kıyaslama yapılacak. Önce buradan başlayalım. Önceki yıllarla Gencer döneminin bu kriterlerde kıyaslayalım.
Artan yayın gelirleri, bonservis gelirleri, yöneticilerin verdiği destekler vs. vs. Bu kadar para geliyor ve Antalyaspor’un borcu bitmiyor tam tersine artıyor. Sayın Nafız Tanır Başkan bu konuda yapacağı açıklama ile beni değil Antalyaspor taraftarının da kafasında ki soruları cevaplamış olacaktır.