Bir duruşun, adamlığın, hoşgörünün, sevginin, saygının ve erdemli olmanın fotoğrafıdır başlığımız. İnsan yaşadığı süre boyunca sahip olduğu değerleri ve değer yargılarını sözü edilen çizgide devam ettirmesi ve ettirebilmesi önemli bir konudur. Madde ve meta’nın insan yaşamında artan ihtiyacı karşılama güdüsü ve bitmeyen hırsı maalesef geçmişten gelen değer yargılarını da yok etmiştir. Etmeye de devam ediyor. Kalan değerler ve sözünü ettiğimiz satırların kendine ait olduğunu söyleyen saygın düşünceler yarınlara aktarabildikleri kadar bilgi ve birikimi sunmanın çabasındadır bugünlerde.
Kirlenen, tembelleşen, biten, yok olmaya baş göstermiş gelenek görenek duygularını taşıyan ve bu düşüncelere sahip ülke insanımızı buldukça neredeyse ellerine sarılıp öpmek, kucaklayıp yanaklarına alınlarına buseler kondurmak geçiyor içimizden.
Oysa bizim özümüz, sözümüz ve varoluş nedenlerimizin en önemli maddesiydi bu konu. Bulunduğumuz şehrin bizlere özgü sokak, cadde ve mahallelerinden geçerken davranış şekilleri ona göre uygulanırdı. Şimdi her yer çal çal oyna… Saygı unsuru büyüklerini gördüğünde ne önünü ilikleyen, ne söylediğini hatırlamayıp unutuveren, söylediklerinin arkasında olmayan, duramayan, dönen, dönüştürülenler… Saymakla bitmeyen ayıplar içerisinde yüz yılımız.
Ama ülkemizin bitmek tükenmek bilmeyen kültür hazinesi daima bu duyguların sağ duyusunun taşınmasından başka bir çıkışın olmadığını hatırlatır bize.
Her gün yazıyoruz. Her gün bir şeyleri paylaşıp duygu ve düşüncelerimize ortak olan olmayan okurlarımıza ulaşıp bir değerlendirme de bulunmalarını bekliyoruz. Seven var, sevmeyen var. Kızan ver gülen var. Ama her gün de ‘Elma Şekeri’, Bayram Şekeri’ dağıtamıyoruz…. Zaten Bayramlar bayram gününde tatlıdır. Kırgınlıkların, dargınlıkların, yapılan hata ve bilmeden yapılan yanlışlıkların bertaraf edildiği günlerdir. Ama her gün bayram tadı yazılar olmayabiliyor.
Çok şükür şehirle her zaman yüzleşecek yüzümüz, başımızı dik tutacak sağ duyumuz mevcuttur. Haram yemedik, hak geçirmedik. Kimseyle savaş halinde olmadık. Çünkü biz en son savaşı Çanakkale de ve sonrasında İzmir de düşman güçlerini def ettiğimizde ortaya koyduk. Yayın organlarında adeta savaş çığlığı atar gibi yazıp çizenler savaşmak deyimini bir kez daha hatırlamalarını isterim.
Kavgamız, mücadelemiz, savaşımız Antalya’nın daha modern ve çağdaş şehir olarak kalmasından öte bir şey değildir. Bu yüzden Politikadan, sağlığa, şehrin yeniden yapılanmasından spora, kültür ve sanattan, yeni dev projelere kadar her şeyin içinde olduğumuzu bu yüzden de her gün yazıp bu alanlarda ki eksikler ve yapılması gerekenler konusunda nacizane ‘Tamir edilirse iyi olur’ duygusuyla dile getirdiklerimizden başka bir şey değildir. Bu yüzden Türkiyenin hangi vilayetinde olursak olalım kendimizle yüzleşebileceğimiz gibi hayatımızın geri kalan kısmında bu şehrin de yaşam ortaklarından biri olduğumuzu düşünerek Şehir de gezecek yüzümüz, eleştirecek nedenimiz, haykıracak nefesimiz daima olacaktır.
Şehirle yüzleşemeyenlere, şehir de yüzü olmayanlara söyleyecek fazla bir sözüm yok. Onlar kendi hata ve yanlışlarının cezasını yaşamları boyunca zaten çekeceklerdir. Çünkü bu şehrin hala Anadolu ruhuyla nefes alınıp verildiğini unutanlar var.