Suskunluk vakurluğun ve sağ duyunun bir tezahürüdür. Biraz da,
-Ben size söylemiştim. Ama dinlemediniz. Anlattım ama, anlamadınız. Anlaşılamadığımız için de susmak zorunda bırakıldık…
‘Sus ki çok şey bildiğini sansınlar’ kimi zaman doğruluğunu yitiren veciz olarak karşımıza çıkmaktadır. Çok konuştuğunda da buna da
-Kusuyor ama neden? diye iç geçirmeler yapılır.
Oysa kusmaların ve susmaların ayarı elimizde dilimizde yok. Böyle olduğumuz için de pek de sevilmiyor bu tarz yazılar ve kalemimiz.
25 yıldır yazıyorum. Sahip olduğumuz değerleri koruma ve kollama adına. Bulunduğumuz bölge de, şehir de ne var ne yok… Yazıyorum, anlatıyorum, aktarıyorum okurlarımıza. Hiç kimseyle bir husumetimiz, hesaplaşmamız asla yoktur, olamaz! Tek bir hesabımız var o da bu şehrin daha modern ve çağdaş şehirlerarasında ilk sırada yer alması, her geçen gün kalkınmışlık hedefini daha da yükseltmesidir. Bir kibrit çöpü alevi kadar çevremizi aydınlattığımız söyleniyor olsa da küçük bir kıvılcım koca bir ormanı, yapıları yakıp kül edebiliyor kimi zaman.
Son günlerde dile getirdiğim ve ele aldığım konularda yine memleketimizin ciğerinde, içinde yaşananlara farklı bir bakış açısı bakışımızı kamuoyu ile paylaşılmasından öte bir şey değildir. Beyaz’ın beyaz olmadığını söyleyen zihniyete elbette ki Beyaz olduğunu anlatıp göstermek zorundayız. Kara’nın beyaz olduğunu söyleyene de Kara’nın gerçek rengini göstermek ve belirtmek gerekiyor. İşte bu yüzden sağ duyuyu elden bırakmadan sahip olduğumuz tüm değerlerimizi de göz önüne alarak değerlendirmelerde bulunulmaktadır.
Cumhuriyet öncesi vatan ve millet adına, vatansever gazetecilerin yaptıkları ve bugün bizlere örnek miras kalan davranışlarını ne mutlu ki azınlıkta olsak dahi görüyor olmak, bizleri mutlu etmektedir. 15 Temmuz ve sonrasında basın mensuplarının sağ duyusu, duruşu tıpkı Cumhuriyet öncesi verilen mücadelenin bir tezahürü olmuştur. Ancak bu fedakarlığı, sağ duyuyu ve cefakarlığı gösteren anlayışın yanında başka milletlere, başka ülkelere, başka yöneticilere hizmet eden zihniyetleri de gördük ve onlara bunu yakıştıramadık. Bugün ekmeğini yediğin memlekette, ülkede, şehir de, köyde mahallede kabına tükürmek başkalarına uşaklık etmek itibar gören bir davranış olmamaktadır.
Topyekun bir seferberliğin içinden geçiyorken basın mensuplarının ve gazetecilerin üzerine düşen tıpkı Cumhuriyet öncesi sağ duyunun ortaya koyulması ve ülkemizin seferberlikten sağ salim çıkmasına destek vermekten başka bir şey olamaz.
Gazeteci olarak mesleğine başlayıp kendisine sunulan imkan ve olanakların rehavetiyle başka alanlarda boy göstermek, başka düşüncelerin ve hırsların adresi olmak ancak hainlerin, sığınacağı limanlardır. Çok şükür ki bugün yediğimiz kabı, suyunu içtiğimiz şadırvanın da yerini biliyor bu nimetin sağ duyusunda şükür diyerek memleketimize, tarihimize, geleceğimize sahip çıkıyoruz. Ve ne mutlu ki bizlere bugün başımız dik, göğsümüz yukarıda Daima İLERİ’de, İleri’ye bakan anlayış ta Antalya’nın hizmetindeyiz, hizmet vermeye devam ediyoruz… Ne güzel ne güzel…