Bir şehrin ülke ve Avrupa da tanıtımını yapan en büyük tanıtım elbette ki şehrin takımıdır. Antalya da Antalyaspordur. Sahiplenmek, bu heyecana ortak olmak. Bir taraftar olarak üzerine düşeni yerine getirebiliyor olmak ve hatta takım için bir adım daha atarak fedakarlık gösterilmesi gereken konularda sağ duyu ile hareket edebiliyor olmak. Tüm bu duygular elebette ki sadece tribünlere gel’ daveti ile heyecan katmerlenmemektedir.
Tribünlere binleri, 10 binleri, 20 binleri getirebilmenin başka formülleri ve yolları olmalıdır. Anadolu da bir takımımızın yapacağı duyuru karşısında çağrıya sağ duyu ile bakılarak saatlerce maça girebilmek iç in kuyruklarda bekleyenler olabilir, hatta geceden kapı önüne yatıp davet edilen maça mutlaka girilmesi gerektiğinden sabahlanabilir.
Ancak Antalya da bunları yapabiliyor olmak ve görmek elbette mümkün değil. Bu sağ duyuyu gösteren, taraftar derneklerinin fedakar ve cefakar formanın rengine sevdalıları başta olmak üzere bir de bu memleketin yerlisi olarak elinden geldiğinde şehrin armadasına herkesin aşık olması ve sevdalı olması konusunda yaptığı davetlerden başka gelen olmaz.
Böylesine zor ve bir o kadar da aleyhine gelişen bir durum karşısında Kulüp Yönetimi, ya da futbolcuların, ya da kulüp ile ilgili tüm detayların salt
-Mutlaka tribünleri dolduralım ! Sen gelmezsen 1 eksiğiz” nameleri maalesef notaya dönüşmediği gibi ezgisi, sezgisi de uçup gidiyor.
Bir beste tadında olmalı maça gelişler. Orkestra şefinin hemen karşısında ki gibi bulunmalı tribün gönüllülerinin elini kaldırışında alkışlar patlamalı, sesler yükselmeli mesela… Ancak salt sadece maça gel, maça bekliyoruz, sen gelmezsen 1 eksiğiz konularına işte topu topu bu sağ duyulu çağrıya gelen sayısı lig başından bu yana ortada. Birkaç önemli maçın dışında heyecan yarım yamalak.
Bu duruma farklı çözümler ve alternatifler bulunmalı. Sevdaya dönüştürülmeli, eğlencemiz olmalı maça gelişler. Yan yana oturduğumuz renkdaş ile omuz omuza verip paylaşmalı insan o anda neyi var neyi yok. Dertleşen, sevişen, sevinen, bir çok mutluluk anlarına uzanan fotoğrafların yakalanmasının fırsatlar sunulmalı.
Yani büyük düşünmek, büyük projeler ile camdan maç izleyen kim var kim yok herkesin maça gelmesi ve mutlaka gitmesi gerektiği hissettirilmeli. Bunları anlatırken maçta geceleri direkte şov yapanlar tarzı bir şey olsun beklentisi değil anlatmak istediğim. Bir şey olmalı, bir şey sunulmalı, yeni bir şeylerin monotonlaşmış tribünlerde maç izleme tek düzeliğini yıkacak bir şeyler.
Neler olur, neler olmaz Avrupa’yı ve Dünya Futbol Arenalarını eni konu izlemek ve incelemek gerekiyor. Derdimiz taraftarı Hakem Parasını verebilecek çoğunlukta bilet girişi yapılsın olmamalı. Taraftar gelmeli, taraftar maçlara getirilmeli, taraftarın beklentileri için görüşler açılmalı ve bu görüşlere önem verilmeli. Bayanlara sormalı, çocukların görüşlerine danışılmalı, futbolu bilen spor adamlarıyla beyin fırtınası içinde olunmalı. Yani bir şeyler olmalı, bir şeyler yapılmalı. Birkaç taraftar grubu ve taraftar derneğinin çabasıyla sağ duyuyu yıllardır kaybetmemiş anlayış bu klasikleşmiş anlayışın yorgunluğunu daha fazla hissetmemeli. Bu ağır sorumluluk günün birinde yerini doldurulamayacak bir boşluğa kendini teslim ederse kimse şaşırmasın. İster buna küsme, kırılma, üzüntü deyin, ister her şey buraya kadar mış gözlüğü ile bakılması olarak yorumlayın. Tribünler de daha çok taraftarın ve bu şehirde yaşayanların dahil edilmesi için ciddi anlamda adımlar atılmalı, heyecan yaratılmalı.
-Bu hafta taraftarımızı tribünde görmek istiyoruz’ diye açıklama öncesinde bunu her kim diyorsa önce iğneyi kendine batırması gerekiyor ….