Bir rekabettir gidiyor. Bir yarışa sokulmuş sektör çalışanları olmuşuz ki ne ölümüze, ne dirimizin ihtiyaç duyduğu anlara yetişemiyoruz. Böyle bir temponun içerisinde çalışan, gerçek gazeteci emekçilerinin sonu hiç de mutlu bitmiyor. Bir şehrin kalkınması, modernleşmesi ve çağdaşlaşması için gecesine gündüzüne katarak çalışan başka bir sektör az bulunur. Namlunun ucunda, yazdıklarınızın hedefinde… Bayram Şekeri Haberler için teşekkür alır, Acı Biberli yorumlarda ise şehrin en kötüsü ilan edilirsiniz. Tüm bunlara rağmen yılmadan çalışırsınız. Bu inat başka hiçbir sektör de yoktur. Kapıdan çıkıp, bacadan içeri girildiği deyimi tam da Gazetecilik Mesleği için söylenmiş sözdür.
Hakeme küfür edilir, hakem buna alınganlık gösterir, zoruna gittiği için soyunma odasında son duşunu alıp arkasına bakmadan çıkar ve noktayı koyar mesleğine. Hani hayat futbola benzer bazen deriz de Gazetecilikte hep golü düşünme duygusu hakim olmuştur.
En iyi haber, en iyi fotoğraf, en güzel söyleşi, en güzel en güzeli… Güzellik için bu kadar çaba gösterilen başka bir sektör de yoktur.
Vitrinde ki mankeni Kombine Kıyafet ve uyum renkleri ile giydiren sanatçı mesela. Yaratıcı bu yetenek de bir zaman sonra artık bu işten bıkar ve başka alanlara yönelir. Fakat Gazetecilik mesleğinde her gün yeniden yaratmak, her gün üretmek zorunda olma konusu arabalarda biten akü’nün çalıştığı zaman kendi kendini doldurduğu mevzusuna çok yakındır. Hasta olursunuz izin yapabilme ihtimaliniz çok zordur. Ameliyat olursunuz bir an önce işinizin başına dönmek ve kaldığınız yerden devam etmek zorundasınız. Aileniz ve akrabalarınız ya da çok yakınınızın vefatında bu acıyı paylaşabilme süreniz kısıtlıdır.
Böylesine fedakar bir işin içinde bulunuyor olmak aslında birbirimizle daha çok dayanışma içerisinde bulunma ve kollama mevzularını daha çok düşünme anlamına gelmeli. Fakat öyle olmuyor bazen. Öyle ki bir başka yayın kuruluşu sahibi, bu iyi olma, en iyisi olma mevzusu nedeniyle bir başka yayın kuruluşunun eksiklerini (Adına oto kontrol deniliyor) yakından takip ediyor, hatta onu gambazlama yoluna gitme rezilliğini bile yapabiliyor.
Oysa hepimiz aynı teknenin içerisinde yol alan bulunduğumuz şehrin daha güzel olması için çaba gösteren ülkenin en fedakar iş kolunu oluşturan bireyleriz.
Antalya’da birbirini çok iyi tanıyan, bilen, anlayan, kucaklayan, saran, hatta aynı kaptan yemek yiyip, aynı bardaktan su içen anlayışta tek bir yürek olanlar düşünceler bir zaman sonra menfaatlere, çıkarlara yenik düşüyor. Böyle olunca da en iyi değil en rezil durumlara düşülüyor. Güneş balçıkla sıvanmaz. Düşmanla savaşırken düşmanın bizi yok edemediği ve öldürücü darbeyi bir türlü yapamadığı yere bizler hiç acımadan defalarca hançerliyoruz, kurşunluyoruz, kısacası öldürüyoruz.
Bunları hepimiz biliyoruz oysa. Sadece küçük bir hatırlatmaydı. Ölümlü dünya da hiç kimse ne bilgisayar tuşlarını mezara götürecek, ne de yaşadığın da sahip olduğu ödülleri. Oysa en büyük ödül kalplerde verilmiş olan ödüllerdir. Emine Ay kardeşimizin ödülü yoktu. En büyük ödül onu iyi hatırlamak, onu iyi bilmek, onun değerlerine ve işine ne kadar sahip çıktığını bilmek olacaktır. En büyük ödül kalplerde olmaktır. Sevgiyle anmak ve anılmaktır. Bırakın yarışı, bırakın birbirinizin kaleminin ucuna bakmayı, bırakın birbirinizi gambazlamayı. Emel Ay’ın vefatı bizlere çok şeyler hatırlatıyor oysa. Emel Ay kardeşimize Allahtan rahmet dilerim. Toprağı bol olsun. Basın camiasının son acısı olsun.