İsim vermekte, bir yere koymakta ve değer vermekte zorlanıyor insanlar artık. Kim yazar, Kim yazar çizer, kim gazeteci kim GASteci… Ticarete dönüştürülen bir sektörün 25 yıllık emekçisi olarak söyleyeceklerim çok. Ama söyleyemediklerim de içimde bir oyana bir buyana dönüp duruyor. Her geçen gün çirkefleşen ve kimi sohbetlerin ve dost buluşmalarında mırıldanılmış masumane konuşmaların mahremiyeti ayaklar altında. Yediğim kazıkların, kazıklardan sonra çektiklerimizin, kulağımızın arkasında ki delik sayısından tutun da, hala daha insanlığa ve yaşadığımız toprağa hizmet etmenin kavgası bitmez, uslanmaz bir duygudur biz düşüncelerde. Sevmekle başlar her şey. Gerçekten sevmek ve karşılıksız bununla yoğrulmak. Parayla, pulla işi olmayanlara bakın hep bir koşuşturma ve memleket mevzularının harmanlanmasındadır tüm davranışı. Bu davranışın dışına çıkıp farklı amaç ve emellere ulaşmak isteyenler her ne kadar da maddi ve manevi kimliği ile dikkat çekiyor olsa da en çabuk tepe taklak bu anlayıştakiler dibe vurur. Yayıncılık sektöründe de bu böyledir. Doğru birdir ve doğruya yanlış diyerek insanların kafasında faraziye işler oluşturmaya çalışmak insanın kendisini kandırması demektir.
Yayıncılık tıpkı politika gibi uzun soluklu ve meşekatli bir süreçtir. Politikada da uzun süren siyaset harmanlanmasında hiç beklenmedik bir anda en önemli görevlerde olabiliyorsunuz. Örneğin Ümit Uysal’ın Belediye Başkanlığında bulunması gibi. Uzun soluklu koşu da nefesinizi iyi ayarlayacaksınız. Yani maraton koşucusu gibi olmalısınız. Aksi takdirde daha ilk turda diliniz dışarı çıkar ve yarışı terk edersiniz.
Antalya yayın sektöründe de hızlı koşan atın bıraktığı izleri anımsatan yaygaracılar vardır. Bunları Antalya okuru ve Antalya’nın şehrieminleri kendi için de buruşturup çöpe çoktan attı. Çalanları, çırpanları, yalanları, hıyanetleri anlatanlar oysa kendi dünyalarında aynaya bakmaya bile yüzleri yoktur. Kendilerini dev aynasında gören yayıncı bozuntularının ne Antalya ile ilgilidir yazıp, yazamadıkları, yalanlamaları, ne de memleketin kalkınması içindir. Hesap kitap içine girilmiş bir sektör çirkinliğinden Allah gerçekten bu şehrin kalkınması ve çağ atlaması için çabalayan gazetecilerin yardımcısı olsun. Bu günlerde yazar yazmaz, yazmaya çalışıp da ne anlatmak istediklerini anlatamayanlar mesleğin saç teli bile olamaz.
Döşemealtında ki gizli el ve Turgay Genç
Öte yandan Döşemealtı Belediyesinde yaşananlar bir kez daha içimizi acıtan durum olmuştur. Sistemin işleyişinin çarpıklığını Turgay Genç tek başına kalmış olsaydı bu acıyı belki azaltabilecek durumda konuyu irdeleyebileceğini düşünüyorum. Ancak görünen odur ki Turgay Genç Başkan tek başına Döşemealtının yönetimine ve gelişimine katkı koyamayacağı gibi görünüyor. Bir şeyler yapmaya çalışsa gizli bir el hep çekip duruyor. Kendisinin de bu durumdan rahatsızlık duyduğunu düşünüyorum. Seçimin kazanılıp koltuğa oturulmasıyla artık herkesin başkanı olduğunu göstermesi gerektiğini düşünüyorum. Ama gizli el ve ucube el bir türlü omzundan düşmüyor Turgay Genç’in. Durum böyle olunca da inanıyorum ki gece yastığa başını koyan başkanın rüyalarına gulyabaniler, zebaniler cirit atıyor. Sabah bu korkuyu hissetmiş olan ve doğrulara gitmek isteyen Genç başkan gündüz zebani ve gulyabanilerin hala omzunda olduğunu hissetmesi bitik ve yorgun hizmetsiz günleri beraberinde getiriyor. Döşemealtının uçup gitmesi, kazma vurulmadık yeri olmaması gerekiyordu şimdiye kadar. Ama kazın ayağı öyle değil. Gizli el bir dur diyor, iki yürü diyor, üç zıpla diyor, beş hopla diyor… Kim dayanır bu rüya’ya. Kan ter içinde uyanışlar bitmez bu gidişle…