Ben Alabacak kişiyi gözünden tanırım. Nasıl mı?
Hayatımın büyük bölümü polis-adliyede geçti. Eskiden sosyal medya yoktu ve bir cinayet, intihar, kaza gibi olaylarda mecburen ailelerden fotoğraf istemek zorunda kalırdık. Cenaze evine giderdim. Önce şöyle bir göz gezdirirdim ortalığa. O kalabalığın içinde bizim yörenin diliyle “Alabacak” olan kişi fıldır fıldır dönen gözleriyle hemen kendisini belli ederdi. Alabacak’ın anlamı şudur. Alabacak olan kişi kendisini adam yerine konulmasını isteyen kimsenin adam yerine koymadığı kişidir. Toplum içerisinde kendi karakteri, kendi ağırlığı, kendi duruşu, kendi fikri olmayan bu kişi, dışlandığı toplulukta kendisine bir yer edinebilmek için veyahut ertesi gün kahvede o gün mahallede olan cinayetle ilgili muhabbete katılabilmek adına ortaya atlayan kişidir.
İşte önce bu kişiyi tespit ederim ben. Zaten fırlar gelir yanınıza. Asla o alabacağı es geçmem. Siz cenaze yakınlarına derdinizi anlatırken, eğer o alabacağı es geçerseniz, iki dakika sonra öyle bir patarna koparır ki anlatılamaz. Alabacak, hayattayken yüzünü görmediği kişi için artık methiyeler düzerek, camiadaki kişileri bize karşı öyle bir kışkırtır ki, siz ne olduğunu anlamadan kapı dışarı edilmişsinizdir. Cenazenin 9. dereceden yakınıdır hasbelkader, halasının damadının kardeşi gibi. Başlar cenaze evindekilere “Bunlar leş kargaları. Bunlar haber yapıp, para kazanacağız diye bizim acımızı kullanacaklar. Bizim acımız bize yeter. Almanya’dakti eniştesi haberi gazeteden okursa, kalpden gider Alim Allah. Sizin ne yazacağınız belli değil. Zaten yalan yazıyorsunuz hep. Valla burda sizin kemiklerinizi kırarız” diye birde tehdit eder, biz artık ayaklarımızın topuklarına baka baka geri döneriz.
Amaaa o alabacağı gözlerinden tanıdıktan sonra, yavaşça beri çeker, kulağına sanki çok önemli bir şey söylermiş gibi gizlice fısıldarsınız. “Kardeş senden başkası bu işi yapamaz. Şimdi içi parçalanan annesinden oğlunun fotoğrafını istemeyelim. Birde şu olay nasıl olmuş bize bir anlat. Sen bize güzel bir de fotoğrafını buluver.” Dediniz mi, o alabacak, ne yapar, ne eder o evdeki aile albümünü söker alır getirir size verir. Olayın bildiği tüm detayları da size anlatır.
Biz fotoğrafımız elde etmenin mutluluğu, o ise ertesi gün eline alır gazeteyi kahvedekilere, “Dün bu haberi yapan gasteciler geldiler. Yalvardılar yakardılar bana. Bakın dedim onlara, şöyle şöyle yazacaksınız dedim. Olmazsa canınızı yakarım dedim. Bunlarda akıl-fikir yok ki. Ben söylemesem ne yazacaklarını bilmiyorlar. Zaten bu çok önemli bir gastecidir ve önceden tanırım. Her hafta arar beni, (Abi nasılsın) diye. Valla aynı benim dediğim gibi yazmışlar. Bunların tüm bilgilerini ben verdim” der ve bu olayı en az 5 defa masanın etrafındakilere hava atarak anlatır.
İşte Alabacak kısaca budur.
Öncelikle şunu belirtmeliyim. Antalya için taşı taş üstüne koyanlar, koymak isteyenler için yazılmamıştır bu yazı. Ayrıca her muhalefet eden içinde söylemedik sözümüzü. Elbette ki bir iş yapılırken, ilgili herkesin görüşü alınması gerekiyor. Yoksa doğruyu nasıl bulacağız. Hepimizin ortak paydası Antalya olduğuna göre yapıcı olan her şeye hakaret edilmediği sürece bir sözümüz veya tavrımız olamaz. Bunu peşinen söyleyelim de, körü körüne bir şeye inancımız olduğu zannedilmesin.
İşte asıl konumuz.
Son günlerde bakıyorum bazıları tam da bu Alabacak kıvamındalar. Başkan Türel bir yatırım mı yapacak, hemen muhalefet başlıyor. Başkan Türel bir açıklama mı yapmış, “Tevatüre gel vatandaş” modundalar. Başkan’a bir soru soruyorlar, adam cevap veriyor “Bırakın kabir böcekleri hayal ettikleri dünyada yaşasın” diye. Ordan atlıyor birisi “Bana söyledi o lafı, bana. Yetişin a komşular mağdur oldum. Mahkemede soracağım hesabını.” Diye fevaran edip, çevresine bulunduğu camiadan taraftar toplamaya, başkalarını da harekete geçirmeye çalışıyor.
İşte bunları gördükçe aklıma bu eski Alabacak versiyonu geldi de. Sizinle paylaşayım dedim.