Haftada bir gün gazetemiz çıkmadığı için dün izin yaptım. Bir haftanın sonunda kendimi doğanın içinde bulunca mutluluktan havalara uçmuşum.
Minicik bir bahçem var, Döşemealtı Araplar Mahallesinde. Oraya gittim ve bir evin oturma odası kadar olan bahçeye patlıcan, biber, domates fidesi ektim. Önceki gün Antalya’lı çiftçilerin domatesten iyi para kazandığı haberini okuduğum için gaza geldim ve arkadaşları arayarak “Ohooo bu yıl organik domatesleriniz benden. O kadar fazla ektim ki, belki hale götürüp satıp para bile kazanırım” dedim.
Sonra kendi kendime güldüm. Hayaller Las vegas, gerçekler köy kahvesinde okey masası” hesabı oldu benimki. Ömrüm boyunca kazandığım paramın kıymetini asla bilemedim. Ha diyeceksiniz ki, “Sanki milyarlar kazandın da, paranın hesabını, kıymetini bilemedin”.
Haklısınız. Çok paralar kazanamadım. O yüzden boyum ne uzadı, ne de kısaldı. Ancak kendimi geçindirebildim. Zaten çalışmasam aç kalırdım ben. Ama namerde muhtaç olmadan yaşamımı sürdürdüm. Kimseye boyun eğmedim, eyvallah etmedim. Elimdeki, avucumdakini an geldi, bir arkadaşımın elektrik borcuna, an geldi diğerinin çocuğunun doktor parasını eline saydım. Kendi evimde yiyecek ekmeğim yoktu ama kardeşlerimin ihtiyacını karşıladım. Yıllar geçince aradan, ben yine kendini idare etmeye çalışan birisi, ama benim yardım etmeye çalıştıklarıma bir baktım ki, evler, arabalar, yaz tatillerinde yurt dışına gitmeler.
Hasetlenmiyorum, yanlış anlaşılmasın. Allah değil bana, kimseye muhtaç etmesin. Yukarda Allah var, herkese çok versin. Ama bunun sırrını bana da söyleyin ya. Nasıl yaptınız, hangi ara bu kadar zengin oldunuz? Ben nerde, neyi kaçırdım.? Bazı meslektaşlarım var. Dedim ya, çocuğunun doktor parasını ben verirken, hangi ara bu kadar refah seviyesine ulaştılar anlamadım.