Bu gün manşetimizde yer alan haberimizi okursanız eğer, azimli bir Türk kadınının hikayesini öğreneceksiniz.
Kezban Uluçay’ın yüzüne baktığınız zaman 60’lı yaşlarının sonunda zannedebilirsiniz. Ellerini fark ettiğim anda nasırlı ve sürekli iş yapan eller olduğu için yıpranmışlar. Ayakları lastik ayakkabının içinde, artık çorap giymesini gerektirmeyecek derecede nasır tutmuş. Ayaklarını nasırları koruyor. Ne iş yaparsın? Diye aptalca bir soru sordum. Dimdik baktı yüzüme “Çiftçiyim ben. Anamdan böyle gördüm, kocamla devam ettim. Okuyamadım ama çiftçi oldum” dedi.
Bazen bazı hemcinslerime çok kızarım. Ne iş yapıyorsunuz?, cevap “Ev kadınıyım” Bu cevap beni çok irrite eder. Son derece itici bir tanımlama. Şimdi bu konuşmayı işsiz bir erkekle yaptığınızı düşünün. Sorarsınız ne iş yapıyorsun? Diye adam size cevap verir, “Bahçıvanlık, bekçilik, şoförlük, tamircilik, esnaflık yaparım. Elimden her iş gelir” gibi mesleki cevaplar verir . Hiçbir zaman size “Ben ev erkeğiyim” demez.
Ev kadınının karşı anlamı ev dışı kadınıdır. “Ev kadınıyım” tanımlamasının bendeki anlamı, “Hiçbir işe yaramıyorum. Sizin anlayacağınız genel tüketiciyim. Ama soran olunca ayıp olmasın diye ev kadınıyım diye bir şey uydurdum” der gibi geliyor.
Tamam çocukları vardır. “Besleyecek, büyütecek, eğitecek, akşama yemek hazırlayıp kocasını bekleyecek. Güne katılacak, çamaşır yıkayacak, evi süpürecek, bulaşıkları yıkayacak. Yıkadığı çamaşırları ütüleyecek” bunların tanımlaması yine benim beynimdeki karşılığı olan ev kadını tanımlamasına uymuyor.
Kezban hanım, “Ben çocuk büyüteceğim, çamaşır yıkayacağım, bulaşık yıkayacağım. Kocam çalışsın. Ben bunlarla vakit geçiririm” dememiş. Evinden çıkıp, elinden gelen en iyi işi yapmış. Çalışmış.
Çalıştıkça gelişmiş. Hiç kimseye minnet etmemiş. “Ben açım, param yok, ailem bana destek olsun, devlet bana baksın” filan hiç dememiş. Tırnaklarıyla kazıyarak haberimize konu olan servetini yapmış.
İşte bu yüzden özellikle okuyup, üniversite bitirip, sonrasında evlenip evde oturan ve kendilerine “Ev kadını” tanımlaması yapan kadınlara çok kızıyorum. Bu evlilik atıyorum 10. yıla gelince eşi başka bir kadınla çekip gittiği zaman yani eşi kendisine yeni bir ev kadını bulduğu zaman, (Ki nitekim birkaç yıl sonra o kadının da başına aynı şey geliyor) “Çaresiz kaldım. İşim yok, nerde çalışacağım. Elimde iki çocukla ortada kaldım. Ah-vah” eden kadınları kusura bakmayın hiç acımıyorum. Kendi tercih ettiğin yaşam tarzının ceremesini neden annesi, babası, kardeşi gibi aile fertleri çekecek. Neden devlet çekecek?
Kim dedi sana, “Üniversiteyi bitir, git evlen, evde otur” diye. Bak kadın, 53 yaşında ama canavar gibi her gün saat 04.00’da kalkıp çalışıyor.