Önceki gün Manşet Gazetesindeki sevgili Şifa Çiçek kardeşimin yazısını devam ettirerek bende dün köşemi bu konuya ayırıp, “Çakma” gazeteciler ve çakma gazetecilere prim veren kurum ve kuruluşlara dilimin döndüğünce fikirlerimi yazdım.
Yazının sonlarında ise Antalya Gazeteciler Cemiyeti yönetimine sitemle seslenmiştim.
Doğal olarak Mevlüt Yeni’ye de söz hakkı doğmuştu.
Benim, “WhatsApp’dan mesaj at” mesajımı almış ve aynen WhatsApp’dan yazdı Sayın Yeni. İlk olarak şikayetçi olunan şahıslarla ilgili yaptıkları yasal başvuruları yazdı bize. Demiş ki, “Bu tür şikayetçi olunan şahıslar hakkında mağdur olan şahıslar yazılı şikayet veya tanıklık yapmadan bunlar hakkında hukuki işlem yapılabilmesi mümkün değil. Birkaç defa cemiyet olarak suç duyurusunda bulunduk. Maalesef takipsizlik kararı verildi. Mağdurlar veya bunlardan canı yananlar yazılı şikayet edin, suçüstü yapalım gibi çok şey denedik. Savcılarla görüştük ama netice alamadık, alamıyoruz. Adam Selekler’de sarı reklam ile sarı basın kartı basıp satıyor. Belge olarak broşürü verdik, takipsizlikle neticelendi. Bu tür üyelerimiz var ise elbette gereğini tüzüğümüz neyi emrediyorsa yapıyoruz. Ben her türlü mücadelede cemiyet olarak, şahsım olarak hazırım ve varım. Sen yıllarca polis-adliye muhabirliği yaptın bu işlerden anlarsın, ne demek istediğimi de. Duyarlı olduğumuzu ve takipte olduğumuzu bilmeni isterim. Teşekkür ederim. Sevgiler” yazdı.
Cevaben bende kendisine öncelikle engin hoşgörüsü için teşekkür edip, “Bir şeyler yapmak söylediğin gibi, tek başına cemiyetin veya sizin başaracağınız bir şey değil. Hepimizin ortak tavır alması lazım. Ben kendi adıma cemiyetimizin yanındayım. Gerekirse bunları teşhir edelim” dedi.
Ardından kendisininde buna destek vereceğini belirterek, ikinci konu olan “Gezi” mevzusuna geldi. Sayın Yeni kendisinin yurt dışı tüm seyehatlerinin cemiyet ve Antalya için olduğunun altını çizerek, “Ben dünyayı gezmiş birisiyim. Cemiyetin kasasından da bir kuruş harcamıyorum. Sizlerden ricam, cemiyetin seçilmişlerine karşı ismi-cismi kim olursa olsun, saygılı olmak AGC’nin kurumsal hayrınadır. Bu gün biz, yarın bir başkası seçilmişlerinde üyelerine saygılı olma durumu var tabiî ki. Köşelerimizde, haberlerimizde alaycı üslup cemiyetimizi yıpratır. Gazeteci olmayanları güldürür. Elbette bir üyemiz disiplin suçu işlerse onunda gereğini yapmak lazım. Bu da AGC’nin hayrınadır. Bu güne kadar haksız yere kimsenin cemiyetten atılmasına müsaade etmedim. O karar imza atmadım. Atmam da” dedi.
Bende kısaca, yönetimdeki kişilerinde kendisini gülünç hale getirecek davranışlardan kaçınması gerektiğine vurgu yapıp, disiplin mekanizmasının ise boş yere konmadığını, elbette bir disiplin suçu oluştuğunda bu mekanizmanın harekete geçmesi gerektiğini belirttim.
O da bana, AGC yönetim kurulu üyesi veya AGC üyesi olduğunu söylemenin ayıp bir şey olmadığını belirterek “Tam tersi bu bir onur olmalı. Ben bu cemiyetin çıtasını yükseltmek için çabalıyorum, boğuşuyorum. Alıp sırtımda mezara götürmeyeceğim. Hepimiz daha hassas olmalıyız. Daha dikkatli olmalıyız. Çok zor bir dönemden geçiyoruz. Hayat çok kısa. Birbirimizi inciterek birbirimizin kalbini kırarak mezara bir şey götürmeyeceğiz. Kişisel kavgalarımızı, kişisel hırslarımızı anlamakla birlikte kurumumuza zarar verici şeylerden uzak durmalıyız. Tek ricam bu. Tabiî ki cemiyet yönetim kurulu üyelerinin de bir fazla üyeden dikkatli olmak durumunda.” Dedi.
Ardından Ne yaptıysam bu cemiyetin üyeleri için, mesleğimiz için yaptım. Aksini hiç kimse ispat ve iddia edemez. Bıraktığım zaman anlaşılır herhalde neleri yapıp, yapmadığım. Geride bir hoş bir seda, pozitif duygu, düşünce bırakmak. Tek derdim bu. Herhalde hizmet ettiğim kurumun üyelerinden de nasıl onlar benden bir şeyler istiyorsa, benimde onlardan bir şey isteme hakkım var. Şu anda bunlardan birisini yapmış oluyorum.Umarım beni anlıyorsundur Teslime” dedi.
Cemiyetten ödenen vitamin desteği parasına ve tuvalet bekçisi gazeteci konusuna girmedik.
Ben WhatsApp konuşmalarımızı aktardım.
Tek bir şey söyleyeceğim sayın başkanım. Dünkü yazımı, mesleğim adına, cemiyetimiz adına, bizden sonra gelecek meslektaşlarım adına yazmıştım. Beni tanıyanlar bilir, en başında da bunların arasında siz geliyorsunuz. Kişisel kavgamı öncelikle beynimle, sözlerimle yaparım. Ama gerekirse ellerimle, gerekirse ayaklarımla, gerekirse yumruklarımla yaparım. Ama yaparım. Kişisel kavgalarımı ise ne çalıştığım kurumu kullanarak, ne de namusum kabul ettiğim köşemde yapmam. Saygılarımla sayın başkanım.