Hayatıma yön veren olay polis-adliye muhabirliği olmuştur. Gazeteciliğe başladığım dönemde bana “Sen bir adliyeye bak istersen” dediler.
Adliyenin yerini bilmiyorum. Cumhuriyet Meydanı’ndan adliyenin olduğu Özel İdare binasına gidene kadar herhalde 5 defa sordum yerini. Genel karakterimin verdiği özelliğim olan merak her şeyin başında geliyordu. Her şeyi öğrenmek, her dosyayı okumak istiyordum. Bu nedenle başarılı oldum galiba. Gazetecilikteki ana unsurdur merak.
Merak etmeyi bıraktığı gün gazetecinin mesleği bırakma günüdür. Bu merak yüzünden başarılı oldum ama zaman zaman sizlerle paylaştığım üzere insanlığımdan utandığım anlarda çok oldu. Mesela duruşma salonunda bir bebeğe nasıl tecavüz ettiğini anlatan adamı kılımı kıpırdatmadan dinlemek zorunda kaldım. Duruşma salonunda bir annenin kızının öldürülme anlarını dinlerken çektiği acıyı yaşadım. Bir başka duruşmada ise öz anne ve babanın 12-13 yaşlarındaki kendi kızlarıyla yaptıkları fantazi diyemeyeceğim, sapıklıklarını dinlemek zorunda kaldım. Bir mafya grubu tarafından öldürüleceğimi, ama eve gidip gelme saatlerimin belli olmadığından dolayı ölümden döndüğümü yine duruşma salonunda öğrendim. Mahkemenin ortasında altına büyük abdestini kaçıranı bile gördüm.
Bu gün geldiğim nokta ise keşke köyümden hiç çıkmasaydım oldu.
Cahil kalsaydım keşke diyorum çoğu zaman, bu kadar kötü şeyleri duymasaydım. Öğrenmeseydim. Bilmeseydim. İnsanlar ne zaman bu kadar kötü yürekli oldu. Onları kontrol eden hırsları, önleyemedikleri duygu bozuklukları, önüne geçemedikleri talancılıkları, karşı koyamadıkları seks dürtüleri, bencillikleri, egoları her şeyleriyle ne ara biz böyle olduk demekten kendimi alamıyorum.
İnanın bana, köyünde iki ineğini güdüp, tek derdi akşama bulgur aşımı yapsam, yoksa kuru fasulyemi diye düşünen kadınlara imreniyorum. Valla bu günkü aklım olsaydı, köyümde kalır, evlenir, iki de çocuk yapar otururdum.
Hayattan şimdilik öğrendiğim tek şey, “Ne kadar az şey bilirseniz o kadar mutlusunuz.”
Yorumlar
Kalan Karakter: