Dün akşam birkaç arkadaş ile saat 22.30 sıralarında 100. yıl bulvarından KL 08 hattında çalışan 07 AU 0193 plakalı otobüse bindik. Bu otobüs belediyenin değil, özel otobüs statüsünde. Otobüse biner binmez, şoförümüzün önünde bir çilingir sofrası eksikti.
Şoförümüzün müzik zevkini aşağılamıyorum yanlış anlaşılmasın. Ancak toplu taşıma araçlarında bu kadar yüksek sesle arabeskimsi damardan bir müziğe karşıyım. Şarkı diyemeyeceğim damardan parçada kadıncağızın birisi cırtlak bir ses ile terk edilmenin hırsı ile kendisini bırakıp giden adama bedduaları sıralıyordu. Daha fazla yüksek volümlü bu müziğe maruz kalmanın benim ruh sağlığıma zarar vereceğini düşündüğümden, şoför amcamın yanına yaklaştım. Volümün yüksek olmasından dolayı beni duyamadığından 3. denememde meramımı anlatabildim. “Acaba” dedim çekinerek, “Bu sesi biraz kısma şansınız var mı?” diye.
Şoför amcamdan cevap geldi, “Bu müzik kısık dinlenmez ki” “Peki” dedim. “Kulaklığınız var mı?,” şoför amcam yine cevap verdi. “Kulaklık ile dinleyemem ben. Bak böyle ne güzel, müzik dinleye dinleye gidiyoruz” Benim gibi o müziğe maruz kalan bir başka kızımızda oldukça rahatsız olmuş ki, o da can havli ile bana destek verip, “Herkes sevdiği müziği son sese açıp dinlese olur mu?” diye. Bir-iki turistte söylendi ama onlar müziğe mi, yoksa başka bir şeye mi laf söylediler bilmiyorum.
Amcam bizi sadece yabancı müzik dinleyen zibidilerden olduğumuzu değerlendirerek gayet keyifli ve arkadaşımızın deyimi ile “Gevrek” bir şekilde “Yabancı şarkı koysam dinlersiniz değil mi? Bunu dinleceniz” dedi. Ne yapalım sizce.
Biz mecburen şoför amcamın gün yüzü görmemiş, damardan arabesk müziğinden uzaklaşabildiğimiz kadar uzaklaşıp arkalara doğru kaydık.
Tahammül sınırlarımızın sonuna doğru eve yaklaştık. Ancak amcam bir anda sağa girip, benzin istasyonuna daldı. Arabayı park edip, biz içinde yolcular bekliyoruz. Şoför amcam gitti. Herkes birbirine bakıyor, “Ne oluyor” diye. Amcam iki dakika sonra elinde bir çay fincanı ile geldi. Bu arada yolculardan bir tanesi, “Şoför bey bende alış-veriş yapayım istersen” diye.
Şoför amcam, geldi, aynı müzik ile çayını da kenara koyup, “Ben nöbetçiyim de. Çay bulamam şimdi oralarda. Bir bardak çay aldım” diye.
Şimdi buradan toplu taşımanın sorumlularına soruyorum.
Bildiğim kadarı ile siz şoförlere eğitim veriyorsunuz. Toplu taşımadaki kuralları anlatıyorsunuz. Neler yapılıp yapılmayacağını, insan ilişkilerini, psiko-teknik filan.
Allahınızı severseniz siz kime eğitim verdiniz?
Bu şoför arkadaşları kamyonlardan mı ithal ettiniz?
(Kamyon şoförü derken yanlış anlaşılmasın. Onlar kamyonda tek başlarına ve istedikleri gibi müzik dinleyebilir, istedikleri yerde durabilir, birde onlar can değil, mal taşıyorlar)
Bunları denetleme mekanizmanız, kameralarınız filan çalışıyor mu?
Mutlaka kriterleriniz vardır. Bu kriterleriniz nelerdir?
Benim bindiğim bu araç Belediye’nin resmi aracı değil, bunları denetlemekle görevli otobüsçüler odası ne iş yapar?
Otobüsçüler Odası olarak bu şoförleri siz ayrıca eğitimden geçiriyor musunuz?
Yaptırımlarınız nelerdir?
Özellikle turizmin başkenti olan Antalya’ya, burada yaşayan hem vatandaşlara hem turistlere bu şoförleri mi layık görüyorsunuz?
Büyşükşehir Belediyesi toplu taşıma araçlarından sorumlu daire başkanı sayın Hülya Atalay hanımefendi, arzu ederseniz bu şoför arkadaşımızın kamera ve fotoğraf olarak görüntüleri bende mevcuttur. “Yalan” derlerse,arzu ederseniz size izlettirebilirim.