Teknoloji benim hayli uzak olduğum bir mecra. Ne yazıkki, bu günkü imkanlar bizim zamanımızda yoktu. Ben mesleğe başladığımda sarma siyah-beyaz filmler kullanıyorduk. Karanlık odacının sardığı filmlerimizde kaç kare fotoğraf çekebileceğimiz artık fallara kalmıştı. Acemi muhabirlere daha az çekmeleri için az sarılmış film makaraları veriyorlardı. Düşünsenize bir olayın ortasındasınız ve 5 kare fotoğraf çektikten sonra kalıyorsunuz. Çünkü filminiz bitmiş. İçiniz içinizi yiyerek olayları seyretmek zorunda kalıyordunuz.
Sonrasında renkli filmler çıktı. Kıdemli muhabirlere veriliyordu o filmler. Hemen ardından ise dia filmler geldi. Sağolsun karanlık odacılardan film banyosu yapmayı da öğrenmiştik. İşim tamam. Bütün muhabir oldum diye beklerken, hızla dijital fotoğraf makinaları çıktı. Onları öğrenmeye çalışırken, farkına varmadan dilimize yeni terimler katıldı. Megapiksel, GB yani gigabyte gibi.
Eskiden ilk laptoplar çıktığında parmağımız ile o imleci bir türlü olması gereken yere denk getiremiyordum. Ne bileyim, bir word dosyasında neler yapabileceğimi keşfettiğimde yaşım hayli ilerlemişti.
Teknoloji her gün çok hızlı bir şekilde ilerlerken, bizleri de o gelişmelere ayak uydurmak için zorluyor. Mecburen bu gelişimi takip etmek durumundasınız, yoksa oyun dışına atılmış olursunuz.
Bunları niye yazdım. Torunum olarak kabul ettiğim yeğenimin minik bir kızı var. Daha önce bu köşede bahsetmiştim. Henüz 46 aylık yani 5 yaşında bile değil. Okula başlamadı. Yani okuması yazması bile yok. Ama dün benim bilgisayarımı kendisi açtı. Ben hiç müdahale etmeden kendisine çizgi film izleyebileceği sitenin adını yazdı. Arama motorundan buldu ve dikkatlice bu siteyi tıkladı. Kendisine masal beğendi. Bu masalı tıkladı ve izlemeye koyuldu.
Ben ise bakakalmış vaziyette. İlk laptopu gördüğüm andaki duygularım geldi aklıma. Dokunmaya korkuyorduk, bozarız diye. Teknolojik çocuklar bunlar.
Yorumlar
Kalan Karakter: