Dün uzun aradan sonra yolum Yeşildere Mahallesinden geçti. Nam-ı diğer Zeytinköy’den. Sokaklarında garip garip insanlar geziyor, iki kız çocuğu. Ki çocuk diyeceğim çünkü daha yaşları çok ufaktı. Ancak ara sokaklarda mini şortları, dekolte askılı kıyafetleri ile ana caddeye çıkıp, arabaların arasına karışarak para dileniyorlardı.
Zombi gibi uyuşturucu almış adamlar sokaklarda yalpa yaparak yürüyorlar. İnanın ara sokaklara girmeye tırstım.
Seneler önce Zeytinköy’ü “Çalgıcı” dediğimiz, düğünlerde saz-davul, dümbelek, gırnata çalanlarlar ile tanıdı Antalya’lılar.
Hele ki bizim oturduğumuz Yeniköy’de. Hatta, ağabeyim evleneceği zaman, bizim evde, “Filancanın düğününü yapan Zeytinköy’deki falanca çalgıcılar milleti çok güzel eğlendiriyormuş. Biz düğünü onlara yaptıralım. Geçenlerde bilmem kimin düğünündeki çalgıcılar neydi öyle, adamları davul çalması için yerinden kaldırmaya küskü demiri lazımdı arkadaş” diye.
Sonrasında mesleğe başladığımda Zeytinköy’deki o ekmeğini düğünlere giderek, yevmiye işçiliği yaparak, inşaatlarda çalışarak kazanan adamların yerini özellikle inşaatlardan demir çalan, hırsızlık zanlıları ile duyurur oldular. Onları ise çaldıkları demirleri satın alan bazı hurdacılar teşvik ediyordu. Polis ise inşaatlardan demir çalan romanların peşine düşüyor, ama hurdacılara herhangi bir şey demiyordu. Halbuki ilk baştan “Hırsızlık malı satın almak ve hırsızlık yapmaya teşvik etmek” suçlamalarından işlem yapmış olsaydı, romanlarında kolay para kazanmaya alışmayacaklardı.
Sonrasında Merkez Almanyalının kahvesi olarak bilinen yerde esrar saran adamlar türedi. “Sakallı Şaban” diye bildiğimiz Zeytinköy’de sözü geçen bir çeşit çeribaşı bunun önünü alamadı. Esrar sarma işi, zaten azıcık çalışmaya sevmeyen bizim romanları tamamen çalgıcılıktan uzak, kafalar dumanlı hale getirdi.
2000’li yıllarda ise hızla uyuşturucu merkezi haline gelmeye başladı. Daha düne kadar at arabası ile dolanan bizim romanlar, altlarında son model arabalar ile gezmeye başladılar.
Özellikle Güneydoğu’dan getirilen uyuşturucu zehiri önce Zeytinköy’deki belli başlı ailelerin bireyleri tarafından piyasaya sürülmeye, ardından mahallenin neredeyse tamamı bu işe bulaşmıştı. Polisiye tedbirler işe yaramıyor, uyuşturucu madde satışı için tam bir merkez haline gelmişti.
Antalya’yı bilmeyenler, Zeytinköy’ün adını öğrenmişlerdi. Uyuşturucu pazarlamacıları işi o kadar ileri götürmüşlerdi ki, internetten bile zehir pazarlaması yapmaya başlamışlardı.
İçiciler, uyuşturucuya karşı
İşte tam o günlerde Zeytinköy’lüler “Uyuşturucuya hayır” pankartları ile yürüyüş yaptılar. Yürüyüşü takip için geldiğimde ise bir baktım, Aaaa. Benim defalarca esrar kullanma ve satma suçundan haberini yaptığım adamlar karşımda. Hele bir tanesi var ki, adamın çoluğunu, çocuğunu, karısını, baldızını tanıyorum. O kadar çok haberini yapmışım ki, karşımda elinde pankartla görünce şaşırdım ve “Hayrola Çakaralmaz. Senin ne işin var. Sen zaten hep esrar içiyorsun” dedim. O ise, bir yandan pankartı sallıyor, bir yandan bana cevap yetiştirdi. “Abla o ayrı. Esrar ottur. Biz sentetik uyuşturucuya, eroine karşıyız. Bizim çocuklar alıştı eroine, para bulamazsa beni kesecek nerdeyse” dedi. Olayın absürtlüğüne gülsem mi, söylediğini düşünsem mi bilemedim.
Bu gün geldiğimiz noktada ise Zeytinköy artık sokaklarında sentetik uyuşturucu nedeniyle zombi gibi dolaşanlar yüzünden hayalet mahalle haline geldi. Uyuşturucu ülkenin ve Antalya’nın en büyük sorunu olarak karşımızda. 3-5 lira gibi paralar karşılığında alınan sentetik uyuşturuculara Zeytinköy’de çok basit ulaşıyorlar.
Çözümünü ise bilmiyorum. Bilemiyorum.