Gündemin çok hızlı değiştiği bir süreçten geçiyoruz…
Kahramanmaraş merkezli deprem afetinin şokunu atlatamadan, yaralarımızı saramadan yine aynı bölgede bu kez sel felaketiyle sarsıldık...
Ülkenin bir yanı sıcaklardan kavrulurken, bir yanında kar, tipi, boran, bir başka köşesinde şiddetli yağmur sel, fırtına…
Küresel ısınma kaynaklı iklimsel değişiklikleri dibine kadar yaşıyoruz şu sıralar.
Tüm bunların yanısıra, pandemiyle birlikte ivme kazanan bir de ekonomik kriz var başımızda. Mutfaklar alev alev. Aldığımız her ürün, her hizmet yılda yüzde 200-300 zamlanmış durumda. Zam furyasının ardı arkası gelmiyor. Bir ürünü birkaç gün sonra aynı fiyata alamıyoruz. Türk lirası güneşi görmüş kar gibi eriyor. 100 TL’nin alım gücü 10 TL’ye düşmüş durumda…
İşte böyle hiç de iç açıcı olmayan bir tabloda sandık başına gidiyoruz…
Evet. 14 Mayıs’ta ülkemizin 13’üncü Cumhurbaşkanını ve milletvekillerini seçeceğiz. Haliyle siyaset çarşısı şu sıralar bir hayli hareketlendi. Her ne kadar vatandaşın önceliği seçimden çok geçim olsa da, mevcut sorunların çözümünün yine siyasetten geçtiği de herkesin malumu.
Nitekim genel çoğunluk seçimi bu karanlık tablodan bir çıkış yolu/umudu olarak görüyor.
Bu yüzden seçim son derece önemli. 20 yılı aşkındır ülkeyi çok iyi yönettiğini iddia eden iktidar ile daha iyi yöneteceğini öne süren muhalefet bir kez daha milletin iradesine başvuracak. ‘Mutfakta tencere kaynamaz ise iktidar gider’ diyenler mi yoksa ‘Reis’i dünya tanıyor’ diyenler mi kazanacak bunu şimdiden bilmemiz mümkün değil. Lakin bildiğimiz bir şey var ki, millet patlamak üzere.
Özellikle son birkaç yıldır giderek artan ekonomik baskı ve kaygılar toplumda ciddi bir travmaya dönüşmüş durumda. Bir avuç ‘ballı’ kesim hariç hiç kimse yarınından emin değil. Milyonlarca üniversiteli genç işsiz. Çalışamadığı için evlenemiyor, düzenini kuramıyor. Ebeveynler çocuklarının ihtiyaçlarını karşılayamadığı için mutsuz. Çalışanlar, aldıkları ücretle ayın üçte birini ancak geçirebiliyor. Hele yaşadığımız Antalya’da durum çok daha vahim. Ev kiraları almış başını gidiyor. Ev sahipleri kira artışında birbirleriyle yarışırken buna kimse müdahale edemiyor. Ev sahibi-kiracı davalarının sayısı 100 binleri aşmış durumda. Bir zamanlar her memurun gelebilmek için çalmadık kapı bırakmadığı Antalya’dan şimdilerde kaçış var. Ataması çıkanlar iptal ettirmeye çabalıyor. Esnaf desen aynı durumda. Kazancı dükkan kirasını karşılamıyor. ‘Emekli kenti’ Antalya’da emekli acınacak durumda. Emekli maaşları ev kirasını dahi karşılamıyor.
Seçim işte bu yüzden önemli. İktidar değişir veya değişmez ayrı konu ama en azından toplumun psikolojisi değişecektir. Psikolojik bir iyileşme olacaktır. Bu kara tablonun son bulacağına yönelik umutlar artacaktır.
En azından ben buna inanıyorum…
Yorumlar
Kalan Karakter: