‘'Cin olmadan adam çarpmak’ diye bir deyim vardır halk arasında. İnsanın belli bir konuma yükselmeden o konumdaymış gibi davranması anlamına gelir. Çok fazla yetenek ya da tecrübeli olunmayan konularda iddialı olmak, boyundan büyük işlere kalkışmak anlamında da kullanılır…
İşte bu deyime cuk diye oturan bir STK var. Kısa adı TÜRAB. Açılımı, Tüm Reklamcılar ve Ajanslar Birliği. Kısa bir süre önce kuruldu. Henüz pek bilinirliği, tanınırlığı yok. Bu yüzden olsa gerek bu arkadaşlar kısa yoldan şan şöhret edinme çabası içerisine girmişler.
Dün bazı gazetelerde tam sayfa olarak bir TÜRAB duyurusu yeraldı. Görenleriniz vardır belki ama görmeyenler için de ben özetleyeyim. TÜRAB’ı oluşturan bu ‘tüm’ reklamcı arkadaşlar, şu uzun süre çok konuşulacak ATSO seçimlerinde 38’inci Meslek Grubu’nda kendilerini ‘sarı liste’ ile sunarak Ali Bahar’ın ‘mavi listesi’yle ittifak yaptılar. Tabi bunu yaparken de bir şart koştular. ‘Muhteşem Kabasakal olmasın’… Neyse, neticede Kabasakal ekipten ayrılır, seçim yapılır ama bu Cin olmadan adam çarpmaya kalkan arkadaşlar, “Muhteşem olmazsa kesin kazanırız” dedikleri seçimi kaybeder. Muhteşem Kabasakal da seçim sonrası yaşanan gelişmeleri sosyal medya hesabından ayrıntılı bir şekilde paylaşır. İşte dün bazı gazetelerde tam sayfa olarak yapılan ‘Kamuoyu Duyurusu’nda ele alınan konu bu. Duyuruda ‘Malum Zat’ diye işaret ettikleri kişi de, Muhteşem Kabasakal…
Şimdi gelelim konunun bizimle olan alakasına. Muhteşem Kabasakal’ı çoğunuz tanırsınız. Antalya Ticaret Platformu Derneği’nin Başkanı, ajans sahibi ve Antalya’da son derece sevilen, sayılan kadirşinas bir genç iş insanı. Bu TÜRAB ekibinin ne alıp veremediği varsa ‘Kabasakal’ı istemezük’ diye tutturması, Kabasakal’ın da ‘Önemli olan seçimin kazanılması’ diyerek kendi isteğiyle geri çekilmesi sonrası bu gelişmenin arka planının öğrenmek için kendisini aradık. Nitekim olan biteni anlatınca da gazeteci olarak bunu köşemizde yorumladık. Benim dışımda iki meslektaşım, Teslime Tosun ve İbrahim Okumamış da benzer yorumlar yaptı. Dünkü TÜRAB açıklamasında, ‘Birbirinin aynısı türünde köşe yazıları’ gibi bir ifadeyle zatı muhteremler bizlere de dokundurdu. Aslında cümlede bariz bir şey yok ancak sağda solda konuşulanlardan kulağımıza gelenlerle birleştirince ortaya çirkin ve asla kabul edemeyeceğimiz şeyler çıktı. Hele bu açıklamayı yapanlar arasında kendisine ‘gazeteciyim’ diyen oysa hayatı boyunca gazeteciliğe hep ‘seyirci’ kalmış bir zatın da olması, canımızı daha da sıktı. Özellikle bu arkadaşı işaret ediyorum çünkü, eğer iddia ettiği gibi gazeteciyse çok iyi bilmelidir ki, bir ekiple yola çıkan bir şahıs yolun yarısında ansızın ekibi terkediyorsa bunun bir haber değeri vardır. Sorulur, araştırılır ve haber yapılır veya köşe yazılır. Biz de bunu yaptık. Sorup öğrenip köşemizde yorumladık. Üstelik yorumlarımıza bir tepki, bir açıklama da gelmedi. Görevimizi yapmak için kimseden talimat beklemeyiz. Kaldı ki, gazeteciye talimatla köşe yazıyor demek bir yana ima etmek bile edepsizliktir, alçaklıktır. Bütün camiayı zan altında bırakmaktır. Etkin bir STK olma iddiasıyla yola çıkan TÜRAB bundan sonra hangi yüzle gazetecileri etkinliğine davet edecek, hangi yüzle onlardan haber yapmasını bekleyecektir merak ediyorum. Bu arada, girdikleri ilk seçimde, “Muhteşem olmazsa kesin kazanırız” iddiasını ortaya koyan ancak birleşmeye rağmen meslek grubunda kaybeden bu ekibe bir de önerim var; Bundan sonraki seçimde renginiz sarı değil Mor olsun. Eminim daha çok yakışır…
Yorumlar
Kalan Karakter: