Hatırlayanlar vardır, bir zamanlar Yaprak Dökümü diye bir dizi vardı. Modernleşme sürecindeki Türk toplumunda sosyal değişim ile birlikte yitirilen değerler ve bu değerlerin ‘Ali Rıza Bey’ ailesinde nasıl bir yıkıma sebep olduğunu anlatan dizi aslında tam bir ‘Ahlak Dökümü’ oldu. Ardından yine o dönemlerde ‘Aşkı Memnu’ diye bir dizi girdi hayatımıza. İnsanları kendi yengelerine döndürüp baktıran, “Ooo bizim yenge de bayağı güzelmiş” dedirten bu diziyle birlikte ahlaki çöküntü de hızlandı. Derken, Bizi Gözetliyor’la eşi, dostu, komşuyu gözetler hale geldik. Ve daha buna benzer bir çok dizi, program vs.
Sadece diziler de değil elbette. Türk sineması, namı diğer Yeşilçam da farklı değil bu konuda. Günümüzde bile zaman zaman ekranlara getirilen Yeşilçam filmlerinde tasvir edilen Türk aile modellerine bir bakın, çarpık ilişkiler ve ahlaksız yaşamların nasıl gözümüze sokulduğunu, alkol kullanımının nasıl sıradanlaştırıldığını hatırlayın. Örneğin, her Türk ailesinde ev reisi akşam alkol sofrası kurar. Zenginler viski içer, fakirler rakı. Sanki Anadolu’da her evde, her ailede bu manzara varmış gibi…
Bir toplumu yozlaştırmanın, kendi değerlerinden uzaklaştırmanın, toplumu yok etmenin uzun ama en sağlam temellerini işte böyle attılar…
Şimdi sıra geldi toplumun psikolojisini bozmaya. Son dönemlerde izlenme rekorları kıran dizilere şöyle bir göz atalım; ‘Kırmızı Oda’, ‘Camdaki Kız’ ‘Masumlar Apartmanı’. Dikkat ederseniz hepsinde psikolojisi bozuk karakterler başrolde. Ahlakı bozulan, öz değerlerinden uzaklaştırılan topluma ikinci darbeyi böyle vurmaya çalışıyorlar. Televizyonla, sinemayla, ve günümüzdeki tüm iletişim kanallarıyla kılcal damarlarımıza kadar nüfuz ediyorlar. İnançlarımız, ahlaki değerlerimiz, psikolojimiz, dilimiz, hülasa biz biz yapan herşeyimiz sistemli bir saldırı altında. Bunun sonucunda da, horlanan, tacize, tecavüze ve şiddete uğrayan çocuklar, kadınlar, hayvanlar…
Sapkınlıklar, vahşetler, insan vicdanına sığmayan olaylarla sarsılıyoruz. Bugünümüzü ve yarınlarımızı tehdit eden kültür, inanç ve ahlaktaki bu erozyon, özellikle genç kuşakları esir alan çok boyutlu bir sorun haline dönüşüyor. İnanç zafiyeti, ikiyüzlülük, ahlaksızlık, dünyevileşme ve maddeye tapma eğilimi yaygınlaşıyor. Dürüst, ahlaklı, ilkeli insanlardan oluşan bir toplum olmaktan giderek uzaklaşıyoruz maalesef.
Peki bu kara tablo karşısında ne yapmak lazım ?
Toplumsal iyileşme ancak temelden, yani aileden başlamalı. Bu ülkeyi yönetenlerden, bu olumsuz gidişata katkı koyanlardan taleplerimiz elbette olacak lakin önce kendi kapımızın önünü süpürmeliyiz. Her birey önce kendi ailesinden başlamalı eğrileri düzeltmeye. Bizi biz yapan değerleri önce kendi özümüzde geri kazanmalı, çoluk çocuğumuza bu değerleri aşılamalıyız. İmanlı, inançlı, ahlaklı çocuklar yetiştirmeliyiz. Çocuklarımızı geleceğimizin teminatı olarak görüyor isek onlara yatırım yapmalıyız. Onlara sahip çıkmalıyız.
Çünkü çocuklarımızı değiştiremezsek hiçbir şeyi değiştiremeyiz…
Yorumlar
Kalan Karakter: