İlk etkinliklerini de kuruluşunun hemen ertesi günü Antalya Büyükşehir Belediyesinin kurduğu Ramazan şenliklerinde kendilerini gösterdiler. Bir avuç Mersin’linin ortak olarak düzenledikleri gecede beklemedikleri bir ilgi ile karşılaştılar. Dernek üyeleri kendi elleri ile yaptıkları lokma, cezerye ve değişik tatlıları standtlarına gelen Antalya’lılara ikram ettiler.
Mersinliler Dernek Başkanı M. Eren Gül, “Ortak paydamız Antalya” diyor. “Biz Akdeniz’in en güzel iki ilinde ortak yaşıyoruz. Bizler çok şanslıyız. Çünkü Akdeniz’in en güzel, en verimli kentinde doğduk ve yine Akdeniz’in en güzel kentinde yaşamımızı sürdürüyoruz.” Dedi. Birbirinin neredeyse aynısı olan Mersin ve Antalya’nın kültürü ortak. Aynı türküler ile coşup, hemen hemen aynı yemek kültüründe buluşuyoruz.” Dedi.
Atatürk, Antalya’ya geldiğinde “Şüphesiz ki Antalya dünyanın en güzel kent” derken, Mersin’i görünce “Mersinliler Mersin’e sahip çıkın” demiştir. Bu da bizim için bir vasiyettir ve Mersin’e nerde olursak olalım sahip çıkmak zorundayız. Bu nedenle Mersinliler olarak başka kentlerde de yaşasak, Atatürk’ün bu vasiyetine uyarak Mersin’e ve Mersinlilere sahip çıkmamız gerekiyor. Hedefimizde bir çok sosyal, kültürel faaliyetlerimiz var. Öncelikle Mersinli kardeşlerimizin bize ulaşarak bir araya gelip, yaşadığımız kentte arkadaşlarımıza, dostlarımıza kendimizi, kültürümüzü tanıtıp, birlik olmalıyız. Bizim birlikteliğimizden güç doğacağını unutmasınlar” dedi.
Neyiniz meşhur dediğimizde ise hemen ardı arkasına sıralıyor sayın Gül, “Türkülere bile konu omlaş ham çökeliğimizi anmadan geçemeyiz. Ancak son yıllarda ünü Türkiye sınırlarını aşan Mersin Tantunimizi söylememe gerek yok. Ancak gizli kalmış tadlarımızdan birisi ise özel ahşap fıçılarda yapılan ev yapımı şalgam suyunu içenler bunun bir şifa kaynağı olduğunu unutmasınlar. Yine Mersin’e özgü Kleopatra iksirimizi lütfen gidenler bir kere de olsa denesinler. Kerebiç tatlımızı, künefemizi anlatmamıza gerek yok herhalde. Ancak derneğimizin faaliyetleri içinde yer alacak biriside unutulmuş Mersin tadlarını Antalyalılar ile buluşturmakta var” dedi.
MERSİN
Mersin adının kökeni konusunda iki değişik görüş yaygın olarak kabul edilir. Bunlardan birincisi, civarda yetişen ve Akdeniz ikliminin tanıtıcı bir bitkisi olan Arapların da Hambales dedikleri Myrtus-Mersin ağacı nedeniyle bölgeye Mersin adı verildiğidir.
İkincisi ise Mersin adının bu bölgede yaşayan “Mersinoğulları veya Mersinoğlu” adındaki bir Türkmen ailesinden geldiğini kabul eden görüştür. Evliya Çelebi’de seyahatnamesinde bölgede yetmiş evli bir Türkmen ailesinin bulunduğunu ve bu ailenin adının da Mersinoğlu olduğunu belirtmiştir. Bir başka görüşe göre ise, Mersin adı bir bitkiden değil, yörede yaşayan Mersinoğlu adındaki aşiretten kaynaklanmaktadır. Mersin adına Anadolu’nun çeşitli yörelerinde rastlamak mümkündür. Örneğin; İzmir, Ordu ve Trabzon’da Mersin, Mersinlik adında köyler bunlardan birkaçıdır.
Cumhuriyetin ilanıyla birlikte Mersin, vilayet merkezi ve vilayetin ismi de Mersin Vilayeti olmuştur. 1933 yılında 2197 sayılı yasayla İçel (Silifke) ve Mersin Vilayetleri birleştirilerek bugünkü sınırlarıyla İçel Vilayeti oluşturulmuştur. 20 Haziran 2002 tarihinde TBMM'de kabul edilen bir kanunla ise İçel adı yeniden Mersin olarak değiştirilmiştir.
LİMAN KENTİ
19. yüzyılın başlarına değin kullanılmakta olan Tarsus (Kazanlı) Limanı’nın alüvyonla biriktirmeler sonucunda buradaki nehrin ağzının dolması artık gemilerin kıyıya yaklaşmalarına engel olmuştur. Böylece antik dönemden itibaren kullanılan Tarsus yerine gemilerin yanaşmasına daha elverişli Mersin Limanı kullanılmaya başlanmıştır. Mersin Limanı bir doğal limandır. Doğal limanlarda akla gelebilecek her yerden kara ve deniz yoluyla her türden insan ve mal biraya gelir. Tarihçilerin ve coğrafyacıların sık sık dikkatleri çektikleri gibi çevre (periferi) liman kentleri, dünya kapitalist ekonomisiyle bağlantıda olan ayrıcalıklı yerlerdir. Buradaki ticaret 19. yüzyılda gerçekleşen kapitalist açılma döneminde önem kazanan liman kentlerinin fiziksel görünümünü, ekonomik ilişkilerini, nüfus dinamiklerini, sınıf yapılarını ve kültürel yaşamlarını kökünden etkilemiş ve değiştirmiştir.
1869 yılında açılan Süveyş Kanalı’nın Akdeniz ticaretine ve Mersin Limanı’na canlılık getirdiği bir gerçektir. Ancak bu tarihte Mersin’in henüz bir kaza olması, Mersin limanının İzmir, İstanbul, Trabzon ve Beyrut limanlarına karşın geç dönem bir Akdeniz limanı olduğunu göstermektedir.
Yapmadan dönme
Tarsus'ta Tarsus Müzesi, St. Paulus Kuyusu ve Anıt Müzesi, Antik Roma Yolu, Eshab-ı Kefh, Kırkaşık Bedesteni, Makam Camii, Danyal Peygamber Kabri, Nusrat Mayın Gemisi, diğer tarihi eserleri görmeden, Tarsus Şelalesinde saç kavurma ve fındık lahmacun yemeden, Kırkkaşık Bedesteninden hediyelik eşya almadan, Kaynar ve Kleopatra İksiri içmeden,
Gülek Kalesini görmeden, Karboğazı'nda kayak, piknik yapmadan, Gülek Mahallesinde pirzola ve sucuk yemeden, Çamlıyaylayı, Cehennem Deresini ziyaret etmeden, karsambaç yemeden, iğne oyası almadan dönme.
Akdeniz ilçesinde Atatürk Evi, Mustafa Erim Kent Tarihi Müzesi, Yenişehir ilçesinde Hz. Miktad (Muğdat) Camii, Mersin Arkeoloji Müzesi ve Deniz Müzesi, Mezitli de Soli Pompeipolisi, Toroslarda Yumuktepe ve Gözne Kalesini ziyaret etmeden, özel kebap çeşidi tantuniyi yemeden, meşhur tatlısı cezerye ve kerebici tatmadan, şalgam içmeden, Çamlıbel’de balık ekmek yemeden, alışveriş merkezlerine uğramadan, Erdemli'de Elauissa-Sebaste(Ayaş) ve Kanlıdivane Örenyerini ve Kızkalesi'ni gezmeden, yazın Kızkalesi plajında denize girmeden, Alata’dan turunç reçeli almadan sakın Mersin’den ayrılma.
Silifke'de Atatürk Evi, Silifke Müzesi, Özel Aslan Eyce Taşucu Amphora Müzesi, Astım ve Cennet-Cehennem Mağaralarını görmeden, Narlıkuyu da köy kahvaltısı, balık, sıkma-börek ve lokma tatlısı yemeden, Üç Güzeller Mozaik Müzesine uğramadan, Uzuncaburç Örenyeri ve Aya Thekla Manastırını ziyaret etmeden, ayran içmeden, Keben Narı ve çilek almadan, Susanoğlu, Kapızlı ve Boğsak plajlarında denize girmeden, Taşucu'nda yat turu yapmadan, Aydıncıkta Aynalıgöl(Gilindire) Mağarası, Dört Ayak Anıtı ve Kelenderis Mozaiklerini görmeden, Gülnar da Zeyne Türbesini ziyaret etmeden Mersin’i gezdim demeyin.
Mut'ta Alahan Manastırı, Mut Kalesi, Yerköprü Şelalesini görmeden, Sertavul da saç kavurma, Karaekşi de alabalık yemeden, zeytin, zeytinyağı, kayısı, Mut Karacaoğlan Parkına uğramadan,
Bozyazı'da muz lifinden yapılmış hediyelik eşyalardan almadan,
Anamur'da Anemurium Örenyeri ve Mamure Kalesi'ni ziyaret etmeden, muz ve yer fıstığı almadan dönmeyin.. Bizden söylemesi….
Kleopatra iksiri nedir
Mısır’ın ünlü kraliçesi Kleopatra‘nın, MÖ 41’de sevgilisi Romalı General Antonius ile Tarsus’ta buluşmaya geldiğinde Deniz Kapısı’ndan kente girdiği ve bu yüzden kapının isminin Kleopatra olarak değiştirildiği biliniyor.
Kleopatra güzelliğini ve sağlığını aldığı iksirin günümüze kadar gelmesinin hikayesi budur. Günümüzde ise genel olarak doğum yapan kadınların loğusa şerbeti olarak kaynatılıyor Mersin’lilerin evinde.
Tarsus Kırkkaşık Bedesteni’ nde kafe işletmecisi olan Serpil Demir, Kleopatra iksirinin tarifini sizler için verdi. “Kaynarın içerisinde 7 çeşit baharat vardır. Zencefil, zerdeçal, havlıca, yenibahar, tarçın, karanfil, karabiber bunları biz yarım saat kaynatıp geceden sabaha kadar bekletiyoruz. Sabah süzüyoruz, süzdüğümüz suya 4 su bardağı şeker koyup tekrar kaynatıyoruz. Gelen misafirlere ikramdır. Bağışıklık sistemini yükseltir. Aynı zamanda anneyi ve bebeği dışarıdan gelen hastalıklara karşı korur” dedi.

