İnsan Hakları Derneği (İHD) Antalya Şubesi üyeleri, ırkçılığa ve ayrımcılığa karşı barış nöbeti tutarak basın açıklaması yaptı. Açıklamayı okuyan İHD MYK üyesi ve Antalya Şubesi üyesi Av. Mahir Önal toplumsal barışın önemine dikkat çekerek, “Bu ayki barış nöbetimizde Türkiye’de toplumsal barışın sağlanması önündeki en önemli engellerden biri olarak gördüğümüz ayrımcılık uygulamalarına dikkat çekmek istiyoruz. Cumhuriyetin kuruluşu ile yaşadığımız coğrafyanın çoğulcu toplum yapısı yok sayılarak tek ulus, tek devlet, tek din ve tek dil anlayışına dayalı, ayrımcılıktan beslenen resmî ideoloji temelinde bir devlet inşa edilmiştir. Bu inşa sürecinde Türklük, Sünni Müslümanlık ve Türk Dili ;“üst kültür ve asıl kimlik” olarak bu coğrafyada yaşayan herkese dayatılarak farklı etnik ve dini gruplar dışlanmıştır. Bu dışlanma uygulamalarına ek olarak bizzat devlet tarafından ‘Sevk ve İskan(Tehcir) Kanunu (Ermeni Tehcir Kanunu)’, Şark Islahat Planları’ Mübadele Kanunları, Umumi Müfettişlikler gibi uygulamalarla Ermeniler, Kürtler, Rumlar, Aleviler çok boyutlu sistematik bir asimilasyonla eritip yok edilmeye çalışılmıştır” dedi.
YILDIRMA POLİTİKALARI
“Türkiye Cumhuriyeti’nde yerleşik ayrımcı politikanın devam ettirilmesinin en önemli nedenlerinden biri de ifade özgürlüğünün önündeki engellemelerdir” diyen Önal, “100 yıllık cumhuriyet döneminde yaşanan ağır insan hakkı ihlalleri ile yüzleşmenin sağlanması için çalışma yürüten her kesimden insan resmi ideoloji ile itilafa düştüğü için kimi zaman özgürlüğünden kimi zaman da yaşam hakkından mahrum bırakılmıştır. Bugün hala Türkiye tarihindeki karanlık dönemleri tartışan, söz veya yazı ile dile getiren tüm insanlara karşı baskı ve yıldırma politikaları devam etmektedir. Örneğin 1915 soykırımını ile yüzleşme ve yarattığı travmaların giderilmesi için çalışma yürüten Hrant Dink ve Kürt meselesinin savaş dışı yollarla çözümünü savunan Tahir Elçi, bu fikirleri nedeniyle önce hedef gösterilmiş akabinde de siyasi suikastlarla katledilmişlerdir. Yine birçok aydın, akademisyen, hak savunucusu ve gazeteci sırf resmi ideolojinin yarattığı mağduriyetleri dile getirmeleri nedeniyle siyasallaşan yargı eli ile ağır cezalara çarptırılmıştır” diye konuştu.
AYRIMCI POLİTİKALAR
Ayrımcı politikalara değinen Önal, “Cumhuriyetin kuruluşundan beri var olan ayrımcı politikalar, Kürt meselesinin demokratik yollarla çözümünün rafa kaldırıldığı 2015 yılından bu yana artarak devam etmiştir. Geride bıraktığımız yaklaşık 10 yıllık süreçte, demokratik siyaset yolları kapatılmış, Kürt dili ve kültürü üzerindeki yasaklama ile baskılar artmış, Türkiye ‘öteki’ olarak değerlendirilen tüm grupların kendini güvensiz hissettiği bir ülke konumuna gelmiştir. Bugün Kürtlere, Alevilere, Ermenilere, Hristiyan ve Yahudilere, kadınlara, LGBTİ+’lara ve emekçi sınıflara sürekli ayrımcı politikalar uygulanmakta, bu uygulamalara karşı çıkanlar ise; siyasallaşan yargı ve hukuki temeli olmayan soruşturma ve kovuşturmalarla ya hapishaneye konulmakta, ya da adli kontrol vb. yollarla kontrol altına alınmaya çalışılmaktadır. İnsan hakları savunucuları olarak ayrımcılığın insan hakları mücadelesi ve toplumsal barışın sağlanması önündeki en önemli engel olduğunu biliyoruz. Bu nedenle de ayrımcılığa karşı, ırkçı milliyetçiliğe karşı, kadına yönelik şiddete, LGBTİ+’lara yönelik nefret söylemine karşı mücadele etmeye devam edeceğimizi belirterek ayrımcılığın TCK’nın 122. Maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 14. Maddesi ile yasaklandığını bir kez daha herkese hatırlatmak isteriz” şeklinde konuştu.
EMRE ARKIN