Önceki gün bir köye gittim. Köye girer girmez, karşıdan bir araba geliyor. Araba bizim yanımızda durdu ve içinden yaşlıca bir bey indi. İnmek ne kelime, adeta kendini arabadan attı. Koştu geldi yanımıza ve bizi adeta soru yağmuruna tuttu, “Nerden geldiniz, niye geldiniz, siz ne yapacaksınız” gibi ardından köydeki satılık arsaları sıraladı. Hemen ardından “Filanca kişi sizi bekliyordu” deyince ben koptum. Vallahi yine sayın Tosun’un “Alabacak” adamı canlı olarak karşımda duruyordu. Sayın Tosun, huuu duydun mu? Bende artık “Alacabak” adamları seçebiliyorum.
Ne yaptınız memleketime?
Artık biliyorsunuz uzun yıllar sonra memleketime döndüm ben. Bu gün sabah ofise gelmek için otobüse bindiğim anda arka bölümde kızılca kıyamet kopuyordu. Bir hanımefendi, otobüse binmiş ve çocuğunu yanına oturtmuş. Yaşı geçkince bir hanım ayakta dikiliyordu. Kadıncağız sıcakta zaten bunalmış, çocuklu kadına, çocuğunu kucağına almasını ve oturmak istediğini belirtmiş. Galiba bunu da biraz sert bir ifadeyle söyledi ki, çocuklu kadın kıyameti koparıyordu.
Biz eskiden otobüse binerken, büyüklerimize yer vermemiz gerektiği öğretilirdi. Ki bu benim ülkemdeki en güzel, en nazik gelenek olarak hatırlıyorum. Şimdi aradan bunca zaman geçtikten sonra döndüğümde ülkemdeki bu nezaketsizlik, birbirine tahammülsüzlük yapılmasını çok yadırgıyorum ben. Yer varsa, tabiî ki çocuk oturabilir.Ancak bu sıcakta yaşlıca bir hanımefendi ve ayakta dikilmeye mecali yok. Öbür kadının yanındaki çocuğuna örnek olması gerekirken arsızca afedersiniz çemkirmesi bana çok itici geldi. O çocuğun bakışlarını görmeliydiniz. Annesine korkuyla, yaşlı hanımefendiye acıyarak bakıyordu. Yazık o çocuk işte böyle kaba-saba ve kimseye saygısı olmadan büyüyecek.

