Çocukluğumda bazı sabahlar vardı;
Gözlerimdeki çapakların daha da birikip, kirpiklerimin üzerinde sertleşip ,gözkapaklarımı yapıştırıp sabah kalktığımda gözlerimi açamayıp; kör olduğumu zannettiğim sabahlardı bunlar…
Koşa koşa annemin yanına gider ‘Anne kör oldum ben’ ‘Ben kör oldum anne diye’ ağlardım…
Annem banyoya götürür, yüzümü yıkar; gözlerim açıldığında, lavaboya zor yetişen boyumla aynayı görmeye çalışır ve yeniden gördüğüm için dünyaya bir kez daha teşekkür ederdim…
İşte o sabahlar o kadar güzel sabahlardı ki, bugün acaba hangi oyunu oynayacağım, bugün hangi ev aletinin içindeki elektrik motorunu söküp ondan bir kaldıraç ya da ev halkının genel geçer gereksinimleriyle uzaktan yakından ilgisi olmayan, ama benim hayal dünyamın en önemli ihtiyacınının merkezini oluşturan bir icat yapacaktım diye meraklanırdım…
Tek derdim buydu, bugün acaba ne yapsam…
Evde mevcut vantilatörler varken, söktüğüm elektrik motorlarından vantilatör yapıp babama gösterince kendimi bir şey zannediyordum mesela, babam ağır adımlarla yaklaşıp, icadımı önce beğenmiş gibi yapıp, yine neyin motorunu söktün, gel len buraya diye bağırınca da Annanemlere kaçıp akşama kadar gelmiyordum.
Aynı kandırmaca dedemlerin yüklüğünde saklandığım ve bulunduğum zamanlarda da başıma geliyordu.
Yüklüğün içinde iki oda vardı, şimdi gitsem bulsam o yüklüğü bana küçücük gelir belki ,ama o zamanlar hayal dünyamın sığınağı, birilerine göre bitmeyen yaramazlığımın büyük sarayıydı benim içim o yüklük…
Hatırlıyorum,gelecek konusunda herkesin tavsiyeleri olurdu, hele ki bir de misafir gelmişse bize, sürekli bana bakılırdı, evet konuşmalarını anlardım ama bir süre sonra konuşmaları uzaktan gelen seslere dönüşür, arada Anadolu Lisesi, kolej, bizimkini şuraya göndereceğiz tarzındaki ünlemler kulağıma geldikçe geleceğimle ve eğitimimle ilgili konuşulduğunu o zaman anlardım.
Sonra misafir amca bana bakar, gözlerini kısar böyle, bana karşı amanda aman şeklinde sevimli mimiklerle bir şeyler söyler, benden bir tepki beklerdi, ben ne tepki vereceğimi bilmeden misafir amcanın yüzüne bakardım, sonra babam cevap versene oğlum amcaya dediğinde, ya adamın yüzüne bakar ya da annemin arkasına gidip kafamı annemin sırtına sokup, vücudumu onların göreceği şekilde bırakıp, bana bir şey sormayın bilmiyorum demeyi vücut dilimle anlatmaya çalışırdım…
Sonra anlamsız bir kahkaha duyulurdu…
hahahahahaha hahahahaaaa….
Oğlan biraz utangaç galiba diye eklenir…
Olsun olsun zamanla açılır diye devam edilirdi…
İşte misafir akşamlarında bana düşen görevi yerine getirdikten sonra, artık kendi halimle kalabilir ve odamda icatlarıma devam edebilirdim…
Genelde hep böyle olurdu misafirliklerde, bir zaman çocuğa dönülür, çocukla ilgili bir zaman ayrılır, bu bahsettiğim ritüel gerçekleştikten sonra çocuk serbest kalır ve kendi haline bırakılırdı…
Ancak misafirin bir çocuğu varsa, onunla arkadaş olmam ve oyuncaklarımı onunla paylaşmam istenirdi, genel de misafirliğe gelen ailelerin çocuklarıyla anlaşamazdım, çocuk bir süre sonra sıkılır, ailesinin yanına gider, sonra bizimkiler, aaa ilgilensene arkadaşınla deyip çocuğu tekrar odama getirirdi, biz de birbirimize bön bön bakardık…
Böyle akşamlarda en tuhafıma giden sorulardan bir tanesi, ileride ne olacağımla ilgili soruydu…
Ne zaman bir aile ortamına ya da misafirliğe gitsek bana gelecekte ne olacağım sorulurdu…
O zamanlardaki furya sanırım hala devam ediyor..
Doktor olacağım dediğimde, bravo deniyordu hep, ben de bu ritüeli iyi gözlemlediğim için, biraz doktorluğu araştırmış ve Beyin Cerrahlığının en üst düzey doktorluk mertebesi olduğuna karar vermiştim.
Bana ne olacaksın dediklerinde Beyin Cerrahı olacağım diyordum….
Herkes helal olsun valla sana diyordu, sonrasında daha da abartıp dünya çapında bir beyin cerrahı olacağım diyordum…
Böyle dediğim zamanlar aman çocuğu ellemeyin, bu çocuk çok farklı onun başka bir dünyası var deniyor, onlara göre faydasız ama bana göre çok zevkli bulduğum şeylere kimse kızmıyordu…
Vardır bir bildiği deniyor, böylelikle oyun oynamaya, balık tutmaya, top oynamaya daha çok zaman kalıyordu…
Hatta ilkokul yıllığımda hala yazar, ileride beyin cerrahı olmak isteyen arkadaşımız diye…
Gel zaman git zaman, beyin cerrahlığından başka mesleklere kaydı ideallerim, aslına bakarsanız hiç beyin cerrahı olmak istememiştim…
İleride ne olacağım sorusu bana o kadar büyük bir kaygı yüklemişti ki, ileride ne olacağımı düşünmekten bir türlü karar veremez hala gelmiştim…
Bir dönem ileride ne olacağımı düşünmekten yataklara düştüm, halsiz kaldım…
İnsana en erken yaşlarda empoze edilmeye başlanan ileride ne olacağı kaygısı içinde yaşamak bana çok garip geliyordu, bu geleceği planlamak kötü bir şey anlamına asla gelmez, ileride ne olacağım sorusu yerine ileride en çok nasıl mutlu olacağım sorusuyla daha da erken yaşlarda karşılaşsaydım şimdi neler olurdu o da hep düşündüğüm bir konudur benim.
İşte hala bu yüzden o uzun ve çapaklı sabahları çok özlerim…
Gelecek kaygısına düşmeden yaşayabilmeye özlem duyarım hep…
İnsanın illaki bir şey olması gerektiğini öğütleyen ancak bir şey olmanın ne olduğunu bilmeden bir şey olmaktan da çok korkarım…
Maazallah bir şey oluruz ama mutsuz oluruz diye aklım çıkar…
Çapaklarımı geri verin yeter...
Saygılarımla…
GÜNDEM
Yayınlanma: 17 Kasım 2017 - 09:31
Beyin Cerrahı ve Çapaklarım
GÜNDEM
17 Kasım 2017 - 09:31

