Yıllar önce Antalya İl Milli Eğitim Müdürlüğünden bir Başmüfettiş ile Müdür yardımcılarından birisi, Gündoğmuş ilçesi Pembelik Köyüne incelemeye giderler. Dönüşte Manavgat’a 30 km kala bir başka köye uğrarlar. Köyde iki sınıflı bir okulda karı-koca öğretmenler görev yapmaktadır.
Okul müdürü konumundaki evin reisi ve hanımı, mükemmel bir ev sahipliği yaparlar. Habersiz gelen bu çok kıymetli misafirlerine “HOŞ GELDİN” faslından sonra, Müdür Bey bir horoz keser. Hoca hanım horozun tüyünü yolar.
Temizler. Haşlar. Suyuna çorba ve pilav yapar. Göğüs, but ve etlerini bir tabağa koyar. Bir tasa tahin, pekmez karıştırır. Misafirlerle müdür ilgilenirken, sofra hazırdır. Misafirler ellerini yıkar. Peşkir tutulur. Sohbet koyulaşır. Cefakâr, fedakâr, vefakâr öğretmenlerin ülkenin kalkınmasında, tekâmülünde, kültür yapısının oluşmasında, demokrasi ve özgürlük mücadelesindeki İnsanları eğiten, öğreten, şekillendiren öğretmenlerin ve öğretmenlik mesleğinin hak ettiği yerde olmadığından bahsedilir.
Bir müddet sonra ev sahibinden izin alınır ve misafirler yola çıkarlar. Yapılan hizmetten, görülen alakadan çok memnundurlar. Yolda bu aile ile ilgili sitayişle, övgüyle bahsederler. Köhne bir okulu adam ettiğini, iyi bir yerde görev yapması gerektiğini konuşurlar.
Öğretmenlerde Başmüfettiş ve İl Müdür Yardımcısının dürüstlük ve çalışkanlığından, herkese yardım etmesinden söz ederler. Bu ziyaretten her iki tarafta memnun kalmıştır.
Aradan birkaç ay geçer. Tevafuken Başmüfettiş ve Müdür Yardımcısı yine bir inceleme için Gündoğmuş’ a giderler. Dönüşte de aynı köyden geçerken “hocalara bir selam verelim.” derler.
Daha okula yaklaşırken evin küçük oğlu onları görüp, gelenleri haber verir.
“Buba, buba!!! Bizim çilli horozu yiyen amcalar geliyorlar. Buba koş.” der.
Çocuk hem bağırıyor, hem koşuyor. Misafirler ise hem üzülüyor, hem gülüyor. Evin ve çocuğun en çok sevdiği, kıymetlisi horozdu. “Oda gitti.” diye düşünürler.
Aile isteyerek horozu kesmişti, fakat bu durum çocuk için travma oluşturmuştu.
Yakın dostum olan Başmüfettiş ve İl Müdür Yardımcısı “Nasuh Bey, ne zaman biz bir köy okuluna gitsek bu olayı hatırlarız.” derler.
SUÇ VE YANLIŞLARLA MAHSUPLAŞMAK
Gelelim suallere? Efendim çilli horozu kimler yiyor? Hak ediyorlar mı? İkram mı? Komşunun mu? Kimler görüp, görmemezliğe geliyor. Yoksa iftira mı atıyorlar? Bu günlerde genelde herkes, herkesin aleyhine atıp tutuyor. Birbirlerini gammazlıyor. İftiralar atıyor. “ÇAMUR AT, İZİ KALSIN.” Taktiğini uygulayanların ahiret hesabı yok mu? Masum ile sahtekârı, dolandırıcıyı, hırsızı, tefeciyi, zaniyi, kumarbazı, mafyayı ayırt edemezsek yandık. Sapla, samanı karıştırmayalım. Ben seni görmeyeyim, duymayayım, bilmeyeyim. Sende beni görme, duyma, bilme. Karşılıklı kusur, kabahat ve suçlarımızda mahsuplaşalım. Sende sus, bende susayım. Sus pus olalım. Birbirimize sus payı vermiş olalım. Bu düşünceler de itham, hakaret, saldırı, dışlama gayesi yoktur. Bu sözleri herhangi bir şahıs kurum, siyasetçi, bürokrat için değil, genel bir görüş olarak yazdım. Üzerine alınması gerekenler almaz. Bazıları da havadan nem kaparlar. Kılıçları çeker saldırırlar. Laf ortayadır. Aman ahiret hesabını unutmayalım. Değerli okurlar; Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet GÖRMEZ Bey’in görevden alınacağını, Karadenizli birisinin atanacağını tahmin ediyordum. Bunu da yazmıştım. Ancak atanan kişi Prof. Dr. Ali ERBAŞ oldu. Düzeltiyorum. Ak Parti Kepez İlçe Başkanlığı’na kadim dostum rahmetli Hamza TAŞ kardeşimin oğlu İbrahim Etem TAŞ atanmıştır. Allah (c.c.) utandırmasın. İnşallah babasının izinde gider. Zaniyi, hırsızı, tefeciyi, ayyaşı, kumarbazı, mafyayı, FETÖ’ cüyü, rüşvetçiyi, irtikapcıyı, sahtekârı, dolandırıcıyı, yalakayı, münafık ve İslam düşmanlarını yanına yaklaştırmaz. Taviz vermez, gereğini yapar. Yeni Başkana başarılar diliyorum. Kalın Sağlıcakla…
