Çocuklarımızı ceza ile değil, teşvik metoduyla eğitelim. Anlatmak istediğimizi, yüksek sesle, bağırıp-çağırarak değil, usuletle-suhuletle konuşarak anlatalım. İnatlaşmaya girmeden bazı kurallar zinciri olduğunu da belirtelim.
Yıllar önce, ben 7-8 yaşlarındayken, Örenşehir Köyü’nde, büyük halam Habibe Öztürk’e gittik. Ramazan ayı idi. Gece geç yattık. Sabah gürültüyle kalktık. Sahur yemeği yiyorlardı. Hasan eniştem halama hemen sofra kurmasını, bizim de oruç tutacağımızı söyledi.
Oruç nasıl tutulur? Neden tutulur? Bilmiyorduk.
Halam sofrayı hazırlarken, eniştem bunları anlattı.
Eğer, biz bir ay gündüz yemek yemez, su içmezsek, Allah (C.C) bizi çok sever, cennetine alır.
Oruç tutmak çok sevaptır.
Biz çocuk olduğumuz için, sabahtan öğlene kadar bir, öğlen yemek yiyip, akşama kadar da bir oruç tutacağız. Böylece iki sevap alacağımızı anlattı.
Bu arada “Perdeleri örtün, yemeklere yumulun, hadi geç kalmayın” dedi.
Meğerse güneş doğmak üzereymiş. Hava karanlık süsü verilmiş. Biz büyük bir heyecanla ve iştahla “oruç tutup, sevap kazanacağız, cennete gideceğiz” diye yemek yedik.
Çocukları Gülay ile Rahmetli Yaşar kardeşimizle de kim daha çok yiyecek yarışını yaptık.
Susamayalım diye de bol bol su içtik. Öğlene kadar oruç tuttuk.
İlk oruç sevdamız, çocuk orucu ile rahmetli halam Habibe Öztürk ve eşi rahmetli Hasan enişteyle başladı. O gün bugündür, oruçlarımızı Allah'a (C.C) çok şükür tutuyoruz.
Allah (C.C) kabul etsin.
Bir ramazan günü eşim, oğlum ve ben sahura kalktık. Kızım ilkokul ikinci sınıfa gidiyordu. O küçük ve zayıf diye kaldırmamıştık. Gürültüye oda kalkmış. Gözlerini ovuşturarak geldi.
“Ne yapıyorsunuz?” dedi.
“Kızım biz oruç tutacağız, onun için kalktık” dedik.
“Beni niye kaldırmıyorsunuz?”
“Kızım sen küçüksün, zayıfsın, ilerde tutarsın.”
“Hayır, yanlış yapıyorsunuz. Bekir öğretmenim söylemişti, önce “küçüksünüz” diye oruç tutturmazlar, sonra “zayıfsınız, ilerde tutarsınız” diye. Sonrada “çalışmakta ibadettir” deyip hiç tutturmazlar demişti”.
“Ben de oruç tutacağım” dedi.
Allah (C.C) Bekir Hoca’dan razı olsun.
Bizlerin, çocuklarımıza küçük yaşta bu ulvi duyguları vermemize sebep oldu.
Kızıma da çocuk orucunu anlattık. Sabahtan öğlene kadar bir, öğleden akşama kadar bir oruç tutuyordu.
En büyük torunum sekiz yaşına giriyor. Şimdi sıra onda. Çocuk orucuyla başlıyoruz. Teşvik metodunu unutmuyoruz. Oruçlu değilsek, dışarda aleni bir şey yiyip içmenin doğru olmadığını anlatıyoruz.
Terbiye ve eğitimin ailede başladığını göz ardı etmeyelim. Örnek biz olmalıyız. Çocuklarımıza güzel örnek olalım.
Bazı malum gazeteler, her yıl Ramazan ayında yalan yanlış algı operasyonları yapıyorlardı.
Dinle alakası olmayanlar, Müslümanların inanç ve amellerine ait kararlar alıp, yorumlar yapıyorlardı.
İlahiyat Fakültelerinde görev yapan her kişi ilahiyatçı profesör veya yazar olarak lanse edildi. Tarih, felsefe veya benzeri branşlardaki hocalara fetvalar verdirildi. Reyting uğruna medya artistleri türedi.
Ortaya atılan uyduruk fetvalar gündemleri oluşturdu.
“Oruçluyken denize girilir mi? Oruç bozulur mu?”
“Oruçluyken sigara içilir mi? Oruç bozulur mu?”
“Oruçlu iken eşini öpersen oruç bozulur mu?” gibi teranelerin yanında, “Horozdan kurban olur mu?”
“Çıplak olarak namaz kılınır mı?” gibi saçma sapan fetva ve konuşmalara bu sene yer verilmedi.
Acaba Doğan Yayın Grubu'nun satılması sebebiyle mi bunlara yer verilmedi?
Ancak, bugün hadis inkarcıları ve “bana göre” fetvacıları türedi. Cemaat şuuru yerine, cemaatçilik boy gösteriyor.
Allah (C.C) soytarılardan, sahtekarlardan korusun.
GÜNDEM
Yayınlanma: 22 Mayıs 2018 - 09:55
Dede-Evlat-Torunun oruçla imtihanı
GÜNDEM
22 Mayıs 2018 - 09:55

