Eveet bu günkü köşemizi isimsiz mektupların arkasına gizlenecek kadar hain ama maşa kullanmayı çok iyi bilen, kendi mesleki tanımı ile “Mühendis” benim litaratürümde ise “yavşak” birisine ayırdık.
Bildiğim kadarı ile mühendislerin kafası matematik kurallarına göre çalışır. Hatta “Mühendis kafası” diye bir deyim bile oluştu Türkçemizde. Sesi Hür ve gür çıkan bir gazetemizin köşesinde isim vermekten tırsan, güya vatanını milletini çok seven, karanlık gölgelerde tuzak kuran namert mühendisin yazdığı imzasız mektubu görünce “Mal bulmuş mağribi” gibi üstüne atlayıp yer vermişler. Yorumsuz ama.
Kayınpederinin evi yok ki!
Mühendisin söylediğine göre Menderes Türel’in kayınpederi Lal sitesinde ev almış, ama evin peyzajını belediye yapmış. Tek tek anlatacağım. Hani bunu köşesinde yayınlayan hanımefendi de okusun da öğrensin. (Araştırmak gazetecilik olarak görevimiz) derken, bunu bile araştırmaya üşenmiştir. Ben merakını gidereyim dedim. Menderes Türel’in kayınpederinin Lal sitesinde evi yok! Ama mühendis arkadaş bu kadarcık küçük bir ayrıntıyı es geçip, koskaca sitenin peyzajını büyükşehir belediyesine yaptırıldığını iddia ediyor.
Başka bir ayrıntıyı paylaşayım. Bilmeyenler için yazıyorum. Lal sitesi Konyaaltında denizin karşısında. Herhalde 10-15 yıllık bir site. Gelir düzeyi yüksek kişilerin oturduğu sitenin yönetimi filan var ve her yıl peyzaj çalışması yapmıyorlar. Daha önce ekilen ağaçlar, çiçekler zaten peyzajını oluşturmuş. Sitede oturan gelir düzeyi yüksek insanlar herhalde peyzajlarını yaptırabilecek kapasitedeler. Bana kalsa Lal sitesi sakinleri ve yönetimi bu gazeteye gelip, “Biz belediyeden peyzaj yapılsın diye rica edecek kadar parasız mı kaldık” demeleri lazım.
Ev alan, sitenin peyzajını mı yaptırır?
Türel’in Döşemealtındaki evden bahsediyor birde. Bilmiyorlarsa mütahitlere sorsunlar. Bu gün site içinde ev satın aldığınız zaman o sitenin peyzajını, ev satın alan mı yaptırıyor, yoksa peyzajlı mı satıyorlar?. Yani bunlara göre bir ev satın alacaksınız, ama koca sitenin peyzajını siz yaptıracaksınız. Kim yapar veya bunu? Bu güne kadar ev satın alan kaç kişi yaptı acaba? Laf ola, beri gele. Haaa bu arada unutuyordum. Türel, evinin önüne ektiği birkaç ağaç vardır. Doğrudur. Ama lakin bunların parasını kendi cebinden ödemiş ve de faturalarını da saklamış. Şimdi o faturaları bu mühendis nereye koyacak acaba?
Hedefi Türel değil
Bu mühendisin Park Bahçeler Daire Başkanı ile bir sorunu kesin var. Niye diyecek olursanız hedefinde İnanç Argun var. Argun’la ilgili maşa yerine kullanacağı gazetecilere imzasız mektup gönderse olmayacak. Hele ki bu işi iyi bilen gazetecilere gönderse kimse iplemez. Çok yıllar oldu o teknikleri terk edeli. Arada maşa yerine kullanacağı gazetecilere de gaz veriyor. Kasaba politikacısı gibi (Bunu yayınlarsanız, daha çok var. Arkası gelecek) diye. Akıllı maşa kullanıcısı işin kurnazlığını iyi biliyor ve bu nedenle işin içine Menderes Türel, kayınpeder, yeğen filan koyması, soslaması lazım ki ilgi çeksin. İşte burada onun mühendis kafası devreye girmiş. Aferiiiin sana.
Onlarca şişirilme faturalar, gayri resmi ödemeler, İstanbul’a para aktarmalar. Fiyyyuuuh. Arkadaş sallama konusunda mühendisçe düşünmüyor. Her yıl denetim, sayıştay-mayıştay filan hiç birisine prim vermemiş. Ama olsun İnanç Argun lojmanda oturuyormuş. Lojmanlara tadilat yaptırılmış. Tabi canııım. Öncelikle tadilat yapılan lojmanı Argun görevi bırakınca sırtına alıp götürecek. Ayrıca tuvaletten alt kata fosseptik suyu akması sorun değil. Kırık mutfak dolabı ile otursunlar. Ne gerek var canım lojman tadilatına.
Tembel adam kurnaz olur!
Mühendis, bazı faturalara imza atmaktan imtina eden 3 mühendisin başka yerlere sürüldüğünü söylüyor. Tembel adam kurnaz olur! Bunu bir kenara yazın. “İmza atmaktan imtina etmiş” filan geçiniz bunları. Türel göreve geleli kaç yıl oldu. Çalışma, yan gel yat. Görev yerin değiştirilsin, hemen fevaran et. “Sürüldük ey halkım” diye. Tembel tembel yatmak şimdiye kadar iyiydi. Çalışın denilince iftira hazır. Kayınpederinin lal sitesinde evinin peyzajı yapıldı diye. Yok işçiler işten atıldı, yok Suriyeliler çalıştırıldı diye. Maşallah! Bu arada Menderes Türel işi gücü yok, önüne gelen yerin peyzajıyla uğraşıyor.
Birde Antalya’nın neresi sürgün sayılıyor acaba? İşte bunu bilemedim? Antalya’nın her yeri güzel, belediyenin çalışma alanları belli. Neresi sürgün, neresi torpilli yer onu da bir anlatsa çok iyi olacak. Demek bu güne kadar torpilli iyi yerde çalışıyorlardı. Sürgün lafı aslında çok irrite bir kelime. Bunu hesap eden arkadaş, hemen bu sürgün jokerini kullanıyor. Arkadaş Antalya’yı Sibirya ile karıştırdı galiba?
Bu mektubu kim yazmış olabilir?
Bana kalırsa bu mektubu yazan 3 mühendisten birisi. Veya mühendislerin yakınlarından birisi. Kulaktan dolma, işkembe-i Kübra’dan atma olayları salla gitsin. Çamur at izi kalsın hesabıyla. Veya, “Bize isimsiz mektup geldi ki” demiş te olabilirler. Hatta bu isimsiz mektubun fotoğrafını bile yayınlayabilirler.
Seneler önce adliyede adamın birisi karşıma çıkıp, “Senin yeğenin hırsızlıktan cezaevinde. Gidip onun haberini yapsana” demişti. Ben yemin billah benim böyle bir yeğenimin olmadığını söylesem de, cezaevindeki bunu sallayan adama inandılar ama benim yeminlerime, söylediklerime inanmadılar. Suç dünyasında bu dedikodu almış başını gitmişti. Beni veya ailemi hiç tanımayan insanlar benim hırsız bir yeğenim olduğuna o kadar inanmışlardı ki artık yılmış ve bu dedikoduların peşini bıraktım.
Ebru Türel’in karakterini anlamanız için, şimdi size başka bir şey anlatacağım.
Günler öncesinde ofisimiz tadilat yapılırken ben ofisin önüne begonvil ekmek istedim. Biliyorsunuz Belediyelerin Park Bahçeler müdürlüklerinde bunlar zibil gibi. Yüzüne bakmıyorlar. Bazı belediyeler de yetiştirdikleri çiçekleri ücretsiz dağıtıyorlar veya satış yapıp gelir elde ediyorlar. Bir gün meclis toplantısında İnanç Argun ile karşılaştım. İnanç beyi çok yıllar öncesinden tanırım. “Abi dedim, bana iki begonvil versenize” dedim. Sonra Ebru Türel ofisin tadilatını denetlemeye geldi.
Bende neyi nereye yapacağımızı söylerken, kapının önüne iki begonvil ekeceğimi, İnanç beyden begonvil istediğimi söyledim. Ebru hanım, hemen itiraz etti. “Aman sakın Teslime. Belediyeden bir kürdan dahi bu güne kadar bu kapıdan içeri girmedi. Bundan sonra da girmeyecek. Ben yıllardır buna çok dikkat ederim. Kendi çalışanlarımızın da buna göre davranmasını isterim. Sen İnanç beyi daha öncesinden tanıyor ve aranızda samimiyet olabilir. Ancak şimdi Türel ailesinin gazetesinin başındasın ve bu tür konulara azami dikkat etmek zorundasın. Biz belediyenin hiçbir şeyine muhtaç değiliz
Allah’a çok şükür. Senin istediğin kapının önüne çiçek ise ben size en güzelini, en muhteşemini alırım” dedi. Kendi cebinden parasını ödeyerek kapımızın önüne çok şık saksılar içinde harika çiçeklerimiz geldi.
O gün benim gözümde “iki begonvilin lafımı olur” diyordum. Meğer kadın çok haklıymış. Benim alacağım o iki begonvil herhalde bir kamyon filan olurdu değil mi?
Not: Bu arada bana gelen imzasız mektuplardan size hiç bahsetmedim değil mi? Kimler hakkında acaba? Dediğinizi duyar gibi oluyorum.
GÜNDEM
Yayınlanma: 17 Ekim 2017 - 09:32
Güncelleme: 17 Ekim 2017 - 09:36
İmzasız mektup ile maşa kullanmak
GÜNDEM
17 Ekim 2017 - 09:32
Güncelleme: 17 Ekim 2017 - 09:36

