İsrail’in 7 Ekim’den bu yana gazze Şeridi’nde devam eden saldırılarında 3 bin 457'si çocuk, 2 bin 236'sı kadın olmak üzere toplam 8 bin 300’den fazla kişi hayatını kaybetti. Hastane, sivil, çocuk, kadın ayrımı yapmaksızın bombardımanları devam ettiren İsrail kara harekatına hazırlanırken, Saadet Partisi Antalya İl Başkanlığı İsrail Cumhurbaşkanı Yitzak Hertzog, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, siyasi ve askeri yetkililerin yanı sıra sosyal medya hesapları üzerinden İsrail adına savaşa gönüllü katıldığını ilan eden Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları hakkında suç duyurusunda bulundu. Ellerinde Filistin ve Türkiye bayraklarının yanısıra, ‘Su yok, Elektrik yok, İnternet yok, katliam var’ ve ‘Özgür Filistin’ dövizleri taşıyan grup adına basın açıklamasını okuyan SP Antalya İl Başkanı Ramazan Düzen, suç duyurusuyla ilgili, “Bu, Gazze sınırları içinde ve dışında Filistinli masum insanların, çocukların ve kadınların insanlık dışı saldırılar, bombalamalar ve uluslararası hukuka aykırı tam abluka ile ölümlerine neden olan, Filistin halkına yönelik soykırım suçu işleyen, İnsan haklarını tüm dünyanın gözü önünde çiğneyerek Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü kapsamında insanlığa karşı, savaş ve saldırı suçlarını işleyen şüpheliler hakkında dava açılmasını ve cezalandırılmaları talebidir” yorumunu yaptı.
‘BİR SOYKIRIM İŞLENİYOR’
Filistin’in başkenti Kudüs olan bağımsız bir devlet olduğunu vurgulayan Düzen, “1947’den beri İsrail, Filistin topraklarının büyük bir bölümünü işgal etmiş, sistematik katliamlarla yüz binlerce Filistinliyi öldürmüştür. Özellikle Gazze’de İsrail tarafından 16 yıldır devam eden kuşatma sonucu masum kadınlar, çocuklar ve yaşlılar başta olmak üzere iki buçuk milyon insan gıda, su, ilaç, tıbbi gereçler, akaryakıt ve enerji kaynakları gibi temel ihtiyaçlardan mahrum bırakılmış, bölge adeta açık hava hapishanesine çevrilmiştir. İsrail güvenlik güçlerinin ve illegal yerleşimcilerin Filistinlilere uyguladığı baskı, zulüm, yargısız infazlar, can ve mal tehditleri Filistin halkının insanca yaşama çabasını akamete uğratmıştır. 7 Ekim 2023’te ağır ambargo ve abluka altındaki Gazze'den meşru müdafaa kapsamında kendi topraklarına dönebilmek ve ablukadan kurtulabilmek amacıyla işgal edilen bölgelere yönelik başlatılan operasyona karşılık İsrail Devleti, uyguladığı ablukayı artırmakla kalmamış, insanlığa karşı suçların en ağırlarını masum sivillere, çocuklara ve kadınlara karşı işlemiştir” dedi.
ÇOCUK VE KADINLAR ÖLÜYOR
İsrail’in hava saldırıları nedeniyle Gazze'de yol açtığı şiddetli yıkımda çok sayıda çocuk ve sivilin hayatını kaybettiğini vurgulayan Düzen, “Gazze'deki elektriklerin kesilmesi, su vanalarının kapatılması, her türlü zorunlu ihtiyacın girişinin engellenmesi şeklindeki tam abluka, İsrail'in soykırım amacının en büyük göstergesidir. Nitekim İsrail'in 10-11 Ekim 2023 tarihlerinde, sivil yerleşimlerde kullanılması uluslararası hukuka göre suç teşkil eden beyaz fosfor bombaları ile Gazze şehrini bombalaması da yine soykırım gayesiyle yapılmış saldırılardır. Uluslararası haber ajanslarının tamamında yer alan, Filistin Sağlık Bakanlığı başta olmak üzere Filistinli yetkililerin ve bölgedeki haber ajanslarının yazılı ve görsel bildirimlerine göre, 18 gündür devam eden insanlık dışı saldırıları sonucu öldürülen canların 1500'den fazlası ne yazık ki çocuklardır. Filistin'deki masum insanlar acılarını yaşayamadan, paylaşamadan başta Batı Şeria ve Kudüs olmak üzere çocuk katili devlet sıfatını alan İsrail'in haksız tutuklamalarına ve işkence eylemlerine maruz kalmışlardır. 7 Ekim’den bu yana işgal altındaki Batı Şeria'da düzenlenen saldırılarda 3 bin 457’si çocuk 2’ binden fazlası kadın olmak üzere 8 binin üzerinde sivil hayatını kaybetmiştir” diye konuştu.

‘HASTANELERİ BOMBALIYOR’
Düzen şöyle devam etti: “Tüm dünya İsrail tarafından işlenen insanlık suçlarını izlerken suçlarının yaptırımsız kalacağından emin olan İsrail, 17 Ekim’de insanlık tarihinin en karanlık, vicdan sızlatan eylemlerinden birine imza atmıştır. Çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşan insanların sığındıkları hastaneyi bombalayarak binden fazla insanın ölümü ve binlercesinin yaralanmasına sebep olmuştur. İsrail’in sürdürdüğü hava saldırılarının, bombardımanların en vahşisi Filistin'deki hastanelere olmuştur. Bu saldırılar sonucu Beyt Hanun Hastanesi çalışamaz hale getirilmiş, El Şifa Hastanesi'nin yenidoğan yoğun bakım ünitesi büyük zarar görmüştür. Şüpheliler, ne annelerin ne de bebeklerin yaşamasına izin vermeyecek kadar gözü dönmüş bir şekilde saldırılarını ağırlaştırmıştır. Medyada, gün boyu birçok kişinin cansız bedeni görüntülenirken Filistin Sivil Savunma Sözcüsü Mahmud Basal saldırı sonrası yaptığı açıklamada, "Hastane katliamı tarihimizde eşi benzeri olmayan bir olaydır. Geçmiş savaşlarda ve günlerde trajedilere tanık olsak da, bu gece yaşananlar her anlamıyla soykırımdır. Suskunum" diyerek vahşetin boyutunu ortaya koymuştur.”
CENEVRE SÖZLEŞMESİNE AYKIRI
“Harp zamanında Sivillerin Korunmasına İlişkin 1949 Cenevre Sözleşmesi’nin Hastanelerin Korunmasını düzenleyen 18. Maddesi 1. Fıkrası, ‘yaralıları, hastaları, malûlleri ve lohusa kadınları tedavi için teşkil edilen sivil hastaneler, hiçbir veçhile taarruza uğrayamazlar. İhtilâfa dâhil taraflar her zaman bu hastanelere riayet ve bunları himaye edeceklerdir’ hükmünü taşımaktadır. Yine aynı sözleşmenin Hastane Personeli’nin korunmasına yönelik 20. Maddesi ‘Sivil yaralıların ve hastaların, malûllerin ve lohusa kadınların araştırılmasına, kaldırılmasına, nakledilmesine ve tedavi edilmesine memur edilenler de dahil olmak üzere, usulü dairesinde ve münhasıran sivil hastanelerin işlemesine veya idaresine memur personel, riayete mazhar olacak ve himaye edilecektir’ hükmünü taşımaktadır. İsrail Devleti tarafından 7 Ekim sonrası Gazze’ye düzenlenen saldırılarda özellikle sivillerin tedavi gördüğü hastane binalarını hedef alması, uluslararası sözleşme hükümlerini ihlal ederek soykırım ve insanlık suçunu işlediğini açıkça göstermektedir.”
RAMAZAN BOZCA