Geçtiğimiz ay 13 Ocak’ta KESK, Birleşik Kamu-İş, BASK, HÜR-SEN konfederasyonları ve ASİM-SEN sendikası tarafından yapılan iş bırakma eylemleriyle ilgili, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından okullara gönderilen yazıda iş bırakma eylemlerinin, “Öğrencilerin eğitim hakkını engelleme” olarak nitelendirilmesi üzerine Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu basın açıklaması gerçekleştirdi. Gerçekleştirilen basın açıklamasında MEB’in sendikal haklara yönelik baskılarını ve sahte enflasyon verilerini kabul etmiyoruz diye konuşan Sadık Acar, “Çinliler birisine beddua edecekleri zaman ‘tuhaf zamanlarda yaşa’ derlermiş. Bu beddua sanki bu ülkenin vatandaşları, emekçileri olarak bizlere yapılmış gibi hemen her gün tuhaf şeyler yaşıyoruz. Bu ‘tuhaf şeylere’, MEB tarafından 29 Ocak tarihinde okullara gönderilen yazı ile bir halka daha eklenmiştir. 8 Ocak tarihinde yaptığımız basın toplantısında; milyonlarca kamu çalışanına TÜİK tarafından açıklanan sahte enflasyon verileri ile yüzde 11,54'lük sefalet artışı dayatılmasına karşı duyduğumuz tepkiyi ifade ettik. Hem yıllardır yoksulluk sınırına uzak açlık sınırına yakın maaşlarla içine itildiğimiz yoksulluğa hem de her boyutu ile güvencesiz, anti demokratik bir çalışma yaşamı dayatılmasına karşı aldığımız ortak kararımızı kamuoyu ile paylaştık. Bu dayatmaya sessiz kalmayacağımızı göstermek, insanca yaşamaya yetecek bir ücret, güvenceli iş, güvenli bir gelecek taleplerimizle 13 Ocak Pazartesi günü üretimden gelen gücümüzü kullandık ve iş bıraktık” ifadelerini kullandı.
ENGELLEME İDDİASINA YANIT
Mevcut iktidarın kamu çalışanlarına yönelik somut bir adım atmak yerine hukuk dışı yöntemlere başvurduğunu ifade eden Acar şu sözlerle devam etti: “Mevcut iktidar kamu çalışanları tarafından sahiplenilen taleplerimize yönelik somut bir adım atmak yerine yine hukuk dışı yöntemlere başvurmayı tercih etmiştir. İş bırakma eylemimizden 16 gün sonra MEB Personel Genel Müdürlüğü tarafından 13 Ocak iş bırakma eylemimize katılan eğitim emekçilerine tebliğ edilmek üzere, ülkedeki tüm okullara bir metin gönderilmiştir. Söz konusu MEB yazısında bir taraftan kamu çalışanlarının sendikal haklarının ‘Anayasa ve uluslararası metinlerle güvence altına alındığına’ dikkat çekilirken, diğer taraftan iş bırakma eylemimiz ‘öğrencilerin eğitim hakkını engelleme’ olarak nitelendirilmiştir.”
‘İŞ BIRAKMAMIZ HUKUKEN UYGUN’
“Burada sendikal haklarımızı, üretimden gelen gücümüzü kullanarak iş bırakmamızı güvence altına alan, ülkemizin altında imzası bulunan Uluslararası sözleşmeyi ya da iç hukuk mevzuatımızı, AYM ve Danıştay kararlarını uzun uzun açıklayacak değiliz. Kısaca; Sendika Özgürlüğüne ve Örgütlenme Hakkının Korunmasına İlişkin 87 Sayılı 11.0 Sözleşmesine göre kamu çalışanları dahil tüm çalışanların grev hakkı vardır. Söz konusu sözleşmeye göre kamu otoriteleri bu hakkı sınırlayacak veya bu hakkın yasaya uygun şekilde kullanılmasına engel olacak müdahalede bulunamaz. Bu sözleşme ülkemiz tarafında tam tarafından 43 yıl önce onaylanmıştır. Örgütlenme ve Toplu Pazarlık Hakkına Dair 98 Sayılı ILO Sözleşmesinde grev hakkı emekçiler ve işveren arasındaki özgür toplu pazarlık hakkının ayrılmaz bir parçası olarak tanımlanmaktadır. Söz konusu ILO sözleşmesi ülkemiz tarafından 1951 yılında. Yani tam 74 yıl önce imzalanmıştır.”
‘ÇAĞRI YAPMAKTAN UTANDIK’
Defalarca iş bırakarak uyarı eylemleri yaptıklarını vurgulayan Acar, “Söz konusu iş bırakma eylemlerimize katılan üyelerimiz ve diğer kamu çalışanları hakkında zaman zaman soruşturma açıldığı da savunma istendiği de oldu. İstisnai olarak uyarı, kınama gibi disiplin cezaları ile de karşılaştık. Ancak Anayasa Mahkemesinden, Danıştay'ına, bölge idare mahkemelerine kadar tüm üst yargı organları bugüne kadar verdikleri yüzlerce kararlarda bu cezaların, soruşturmaların tamamen hukuksuz olduğuna hükmetmiştir. Tüm bunlara rağmen yıllardır ülkeyi yöneten iktidarlara sendikal haklarımızı tanıma ve hukuka uyma çağrısında bulunmak zorunda kalmaktan utanç duyuyoruz” dedi.
‘BİZLER SUÇ İŞLEMİYORUZ’
Son olarak iddia edilen suçları kabul etmediklerini dile getiren Acar, asıl suçlunun iktidarla birlikte MEB olduğunu vurguladı. Eğitimde yapılan hatalardan da söz eden Acar konuşmasını şu sözlerle noktaladı: “MEB'in 13 Ocak iş bırakma kararımıza ilişkin ülkedeki tüm okullara gönderdiği yazı, yıllarca ileri demokrasi, reform nutukları atanların 2025'in Türkiye'sinde geldiği yeri çarpıcı bir şekilde ortaya koymuştur. Buradan hem MEB'e hem de siyasal iktidara bir daha sesleniyoruz. Bizler bu ülkenin kamu çalışanları olarak sizin iddia ettiğiniz gibi herhangi bir suç işlemiyoruz. Bizlere reva gördüğünüz yoksulluğa, sefalete ve güvencesizliğe itiraz ediyoruz. Bu kapsamda uluslararası sözleşmelerle, anlaşmalarla, anayasa ile güvence altına alınan sendikal haklarımızı kullanıyoruz.
‘ANAYASAYI ÇARPITMAYIN’
“Sendikal hak ve özgürlüklerimizi kullanmamızı engelleyerek asıl suçu siz işliyorsunuz. Açın Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 118. Maddesine bakın. Söz konusu madde de aynen şöyle deniliyor. "Bir kimseye bir sendikaya üye olmaması veya sendikadan ayrılması için baskı yapılması ya da bir sendikal faaliyette bulunmasını engellemek amacıyla cebir veya tehdit uygulanması halinde, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Dolayısıyla hakkını, hukukunu kullanan kamu emekçilerini tehdit etmek için uluslararası sözleşmeleri, anayasayı çarpıtmaktan vazgeçin. İş bırakma eylemimizi ‘öğrencilerin eğitim hakkını engelleme’ olarak nitelendirmek gibi garabetlere sığınmaktan vazgeçin.”
‘ADALETİ SAVUNMAYA DEVAM’
“Öğrencilerimiz de onların velileri de MESEM gibi projelerle meslek lisesi öğrencilerini ucuz işgücü haline getirenler olduğunu biliyor. Yeteri kadar temizlik personeli istihdam etmeyerek okulları çöp yığınına çevirenlerin, yaklaşık 70 bin öğretmen açığına rağmen hala asgari ücretin altında bir tutarla ücretli öğretmen çalıştırmaya devam edenlerin eğitim sistemine verdiği zararı bu ülkede herkes görüyor. Eğitim hakkını asıl engelleyenlerin, öğretmen alımlarında ayrımcılığın kapısını sonuna kadar açan mülakat hukuksuzluğunda ısrar edenler olduğunu tüm kamuoyu görüyor. Haklarımızın yok sayılmasına karşı hukuku, adaleti savunmaya devam edeceğiz. Birleşe Birleşe Kazanacağız.”
Oğuzhan BOZAĞAÇ