Kınamayın. Kınadığınızı yaşamadan ölmezsiniz. Kınadığınızla imtihan olursunuz. Yıllar önce, bir vakfın kuruluşunda yeni doçent olmuş bir arkadaşımız yaşadığı bir olayı anlatmıştı:
Hocam, doktora tezim için bir kitap istedi. “Sahaflarda falanca Hoca Efendiye git, o sana bu kitabı bulur, verir” dedi. Bende sahaflara gittim. Bahsi geçen kitabevinde, Rahmetli Hoca Efendiye istediğim kitabı söyledim.
Sağ alt rafta olduğunu, oradan alıp gelmemi söyledi. Ayrıca “Karagümrük’te filanca Hoca Efendi var, bir Şeyh Efendi, ona da git, falanca kitabını da ondan al” dedi.
“Kalktım, Karagümrük’e gittim. Kapıda her geleni içeri alıyorlardı. Büyük bir oda, etrafta sedirler vardı. Ben "Hoca Efendi’yi görmek istiyorum” dedim.
Bir odaya götürdüler. Hoca Efendi, yaşı seksenin üstünde bir kişiydi. Ayaklarını bir leğene koymuş, iki bayan ayaklarına masaj yapıyordu; varisleri vardı.
Ben hayret ve şaşkınlıkla bakarken, Hoca Efendi “Yavrum niye şaşırdın?” Bataklıktan veya pislik çukurundan bir adamı kurtarırken sizin üstünüze her zaman pislik sıçrayabilir. İtfaiye yangını söndürürken duman altında kalabilirsiniz.
Kalbini temiz tut, özünü koru, Allah’a (c.c) ram ol. Gerisi hikâyedir. Ayıplama, kınama. Hayat budur. ‘’Hesap Allah’adır (c.c)” dedi. Daha sonrada öğrendim ki, bu tekkeye gelen turistler mercimek yemeğinden yer, yapılan cehri zikri izlerlermiş.
Bir müddet sonra zikrin cezbesine kapılıp, onlarda dönmeye ve zikir yapmaya başlarlarmış. İleriki zamanlarda da Müslümanlığı ve İslamiyeti kabul ederlermiş.
Mübarek zatın o kadar yabancı müridi varmış ki, vefatında beş uçak dolusu Amerika'lının cenazesine geldiği söylenir. Allah (c.c) ondan razı olsun. Türkiye'de de güzel talebeleri var.
“Evet, gönlümden geçeni kerâmet gösterip cevaplamıştı. Başkasını tenkit yerine, kendime bakmalıydım”.
1980’li yıllarda, Anavatan Partisi iktidarında ilmiyle, siyasi kişiliğiyle, makamı ile örnek olan musalli bir abimiz vardı. Yaşayışı çok mükemmeldi. Herkes onu örnek alırdı.
Ancak çocuklarının hal, hareket ve tavırları İslam’la bağdaşmıyordu. Gazinolardan, meyhanelerden çıkmıyor, artistlerle, sanatçılarla yaşıyordu. Ortalık dedikodudan geçilmiyordu.
Gazetelerde boy boy resimleri vardı. Herkes bunları ayıplıyordu. Önce bende ayıplamıştım. Sonra
tövbe ettim. “Yarabbi, benim çocuklarımı bu muhterem abimin çocukları gibi yapma” dedim.
İnsanlar kınadığı, ayıpladığı şeyi yaşamadan ölmezmiş. Kınayan önce kendisininkini kınasın, sonra başkalarını kınasın.
Çocuklarımıza hâkimiyetimiz ne kadardır?
Âlimden zalim, zalimden âlim olurmuş. Biz ebeveynler olarak evlatlarımıza ne verdik? Ne alıyoruz? Ne kadar zaman ayırdık? Biz onların eğitimine, ahlakına, terbiyesine acaba ne kadar önem verdik?
Karanlığı mı, aydınlığı mı gösterdik? Oğlana, kıza, damada, geline, torunlara miras peşinde miyiz? Çocuklarımızı cennete mi, cehenneme mi hazırlıyoruz?
Bir nefis muhasebesi yapıyor muyuz?
Arkadaşlarını biz mi seçtik, kendileri mi seçti? Ulusal egemenliğe, çocuklarımızın huzuruna, dünya çocuklarının mutluluğuna bugün daha fazla ihtiyaç vardır.
Çocuklarımıza sahip olalım. Başkalarının eline teslim etmeyelim. 23 Nisan ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını kutluyorum.
Kalın sağlıcakla…
GÜNDEM
Yayınlanma: 24 Nisan 2018 - 10:27
Kınamak...
GÜNDEM
24 Nisan 2018 - 10:27

