Kirli sular, arıtılmadan içilmez. Kirli çamaşırlar da kirli suyla yıkanmaz, temiz suyla yıkanır.
İnancımızda da “TEMİZLİK İMANDANDIR”, der.
Mutlaka, bu gerçeğin gereğini yerine getirmeliyiz.
Çamura düşen altını alır yıkarsınız, yine altındır.
İslam dinini getiren Allah (c.c) olduğuna göre, kıyamete kadar koruyacak olanda odur.
Biz kimiz ki?
Kendimizi, yaratanın yanında bir şey sayıyoruz. Allah’ın (c.c) izni olmadan, herhangi bir şey olabilir mi? Hâşâ! Allah (c.c) muhafaza etsin. Böyle bir şey olamaz.
“Türkler olmasaydı, İslam ve Müslümanlık gelişmezdi”.
Bu cümle bir şirktir.
Allah (c.c) istediği ırkı yaratabilir. İstediğini de sebep kılabilir. Irkınızı seçme hakkınız yoktur.
Ben, dedelerimin mezarlarını, isimlerini sayarım. Soyumu severim. Milliyetçiyim. Ama ırkçı değilimdir.
Kişi, kavmini sevmekle zem edilemez. Allah (c.c) ırkçılığı yasaklamıştır.
“Filanca âlim benim ırkımdan değil” diye onun kitaplarını okumayan ve okutmayan adamlar yok mu?
Güyâ milliyetçilik yapmıyorlar mı?
Bilim ve ilimin milliyetçiliği olur mu?
EFENDİM DÜŞÜNCE KİRLENDİ, FİKİR BOZULDU.
İnançları kirlettiler. Tevhid Akidesi düşüncesi bozuldu.
İmanı, şüpheci bir yapıya koydular, zedelediler, bozuyorlar.
İman kirlendi.
Amel zaten kayboldu. Sanki ibadet bir angarya, lüzumsuz bir iş gibi (Hâşâ!) algılanmaya başlandı.
“Sen benim kalbime bak, benim kalbim pırıl pırıl, tertemiz” felsefesi aldı, yürüdü.
Boş kap ne işe yarar?
Ona güzellikler koyacaksın. Hakk’ı koyacaksın. İmanı, inancı, ameli, tevhidi koyacaksın.
“Benim kalbim temiz!”
Neyle yıkadın?
Allah’ ın (c.c) koyduğu nizamı, getirdiği İslam’ı değil de kendi İslam’ımızı (Hâşâ!) konuşmaya ve yaşamaya başladık.
İslam dini, temel akidelerde bile yanlış anlatılıp yaşanıyor.
Hemen hemen herkesin, her cemaatin, her grubun bir İslam anlayışı, yaşayışı var. Kişi ve cemaatlere göre bu değişiyor. Hatta kılık kıyafetler bile buna göre ayarlandı. Yani iman, inanç ve amellerimiz kirlendi.
Yepyeni bir din, anlayış ve yaşayışı ortaya çıktı.
Düstur “Bana ve bize göre” oldu.
Bir mü’minin hayatını değil, bir gayrimüslimin hayatını yaşamaya başladık. Yeme- içme, giyme, konuşma vs. her şey değişti.
HAYATIMIZ KİRLENDİ.
Her şeyde ölçü kayboldu. Ölçüler kirlendi.
Kirlilikler o kadar arttı ki, “Temiz ne kaldı?” diye düşünmeye başladık.
Hava kirlendi. Su kirlendi. Dünya kirlendi. Ahiret kirlendi. Nesil ve nesep kirlendi. Özümüz ve sözümüz kirlendi. Kirlilik diz boyunu geçti. Belki de altın çağını yaşıyor.
Madde de, mânâ da kirlendi.
Ebu Cehil, Ebu Leheb, Deccal… birer taneymiş.
Şimdi o kadar çok ki sayıları belli değil.
Dinimizi kirletmeye çalışanlar, dilimizi, kültürümüzü, örf ve ananemizi, aile yapımızı, gencecik körpe dimağları bile kirlettiler.
KİRLENMEYEN NE KALDI Kİ?
Siyaset, ekonomi, güven, devlet, sevgi…
Aklımıza gelen her şey kirlilikten nasibini almadı mı?
Kalın Sağlıcakla…
GÜNDEM
Yayınlanma: 23 Mart 2018 - 11:09
Kirlilikten nasibini alanlar...
GÜNDEM
23 Mart 2018 - 11:09

