İstanbul Teknik Üniversitesi birinci sınıf öğrencisiyim. Okulumu, sınıfımı, arkadaşlarımı tanımaya çalışıyorum. Okul açılalı bir ay olmuş. Derse yeni girmiştik. Yeşil ve siyah parkalı, karışık sakallı değişik tipte insanlar sınıfa girdiler. İki kişi sınıf kapısını tuttu, üç kişi sahneye çıktı. Diğerleri arka sıralara geçti. Bir tanesi;
Herkes Maden Fakültesine M. Kemal amfisine gidecek, toplantımız var. Kimse başka yere gitmeyecek. Tamam mı arkadaşlar?
Çok üst perdeden tehdit ve yüksek sesle yapılan bu uyarıya kimse itiraz etmedi. İki kişi önden, üç kişi arkadan sırayla amfiye gittik.
Herkes merak içindeydi.
Ne olacak?
Bu sırada amfiye diğer sınıflardan da gelenler oldu. Salon çok kalabalıktı. Birçok kişide ayaktaydı. Genelde gelenler hep birinci sınıf öğrencileriydi. Toplantıyı düzenleyenler salonda ön, arka ve aralarda kontrolü ellerine almışlardı.
Bir kişi kürsüye çıktı;
Yoldaşlar! Devrimciler! Faşist iktidarlar, emperyalizm uşakları, işçileri ve köylüleri sömürmektedir. Halk ezilmekte, inim inim inlemektedir. Burjuvaların zulmüne, kapitalistlerin soygununa “DUR” diyeceğiz. ( Bu arada çeşitli sloganlarda grup tarafından seslendirilmektedir.)
Eline kalın bir kitap alan konuşmacı;
“Yahya Han modeli bu Anayasa taslağını red ediyor ve yakıyorum. Halkların kardeşliğini, halkların iktidarlarını sağlayacağız. Kahrolsun faşizm! Tek yol devrim! Tam bağımsız Türkiye! Yaşasın köylü ve işçi sınıfının zaferi! Yaşasın Kürt ve Türk halklarının bağımsızlık mücadelesi!” gibi sloganlarla yürüyüşe geçildi. Taşkışla binasına yürüdüler.
Bunlar nereden aklıma geldi. Kimi satılmış hainlerden, kimi ajanlardan, kimide saflığından ülkeyi karıştırmak için her şeyi yapıyorlar. Bir el her zaman Türkiye’nin üzerinde ve kontrol etmek istiyor.
Türkiye bir yabancı devlet tarafından işgal mi edildi? Esaretten mi kurtulacağız?
Ya sağcı, ya solcu, ya da komünist, milliyetçi, muhafazakâr, Alevi, Sünni, Kürt, Türk, ocu, şucu, bucu vs. gibi yaftalarla insanlar sınıflandırılmakta, kamplara bölünmekte, iç çatışma ortamı oluşturulmaktadır. Bu her zaman ve zeminde olmuştur. Mesela dün Dev-Yol, Dev-Sol, DDKD vardı, bugün PKK, DHKP-C vs. var. Bir şey değişmedi. Bunlara bir de FETÖ’ de eklendi.
Bazı eski solcu, yeni sosyal demokrat arkadaşlar için Deniz GEZMİŞ tip model olabilir.
Marksist, Leninist bir idare hayal edebilirler. Türkiye’ de nereden gelirse gelsin dış mihraklı yönlendirmelere halk karşı çıkar.
Talebe, talep edendir. Ailesinin veya devletin verdiği ile hayatını idame ettirmektedir. Önce kendisini kurtarmalı, sonra devlette yanlışlık varsa devleti düzeltmeli ve kurtarmalıdır.
Üniversiteye ilk girdiğimizde MTTB ile tanıştık. Bize Sayın İsmail KAHRAMAN, Rahmetli Sayın Burhaneddin KAYHAN, Sayın Ömer ÖZTÜRK ve daha nice değerli ağabey öncülük ve rehberlik etti. Bizlerin bu bataklığa düşmesini engelledi. Allah (c.c.) onlardan razı olsun.
Yıllarca, ülke insanı çeşitli vesilelerle birbirlerine düşman veya devlet düşmanı yapıldı.
12 Eylül döneminde bir silah, sabah bir grubun, öğleden sonra başka bir grubun elinde cinayetler işledi. Basın ve medya günlerce bu konuyu işledi.
KIYASLAMA HATALARI
Eski futbolcu ve futbol yorumcusu Sayın Rıdvan DİLMEN cumhurbaşkanımız için “parkasız Deniz Gezmiş” gibi sakil kaçan bir tanımlamada bulundu. Bu ne kadar abes kıyaslamadır. Olayı değerlendirirsek;
Maalesef genel olarak övmek ve yermekte ifrat, tefrit öne çıkmakta, abartı had safhada olmaktadır. Yaklaşımlar değişmelidir. Üsluba dikkat edilmeli, haddini bilmeli, sınır aşılmamalıdır. Neyle neyin, kiminle kimin kıyaslamasını yapıyorsunuz?
Meth mi ediyorsun, yoksa yeriyor musun?
Başbakanlık yapmış, halen Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN’ nı kiminle kıyas ediyorsun?
Rahmetli Nurettin TOPÇU’ nun Fransa’ daki doktora tezi isyan ahlakıdır. İsyan etmeyen toplumlar gelişemez. İsyanında bir ahlakı olur. Kırıp dökerek bir yere varılmaz. Yanlışları, eksikleri söylersin. Devleti yıkmak için isyan edemezsin. Ülkeni başka ülkelere şikâyet edemezsin. Hırsız veya kâtilin iyisi, ılımlısı olmaz. Senin-benim diye ayırt edilmez. Kişiye veya ideolojiye göre ayrım ve değerlendirme yapılmaz.
Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN hiç bir zaman eline silah alıp askere ve polise silah sıkmamış, adam kaçırıp, cinayetler işlememiştir. Banka soymamıştır. Yer altına inmemiş, kin ve nefret kusmamıştır.
Sayın Cumhurbaşkanı hukuk içerisinde tepkilerini ortaya koymuştur. Hapislere konulmuş, dışlanmış, linç edilmiştir. Ama o davasından, doğru yoldan ayrılmamıştır. İstanbul Belediye Başkanı olduğu dönemde törenlerde, İstanbul Valisi ve birinci Ordu Komutanı tören arabasına onunla binmemiştir. İri gazetemiz ise seçim döneminde Sultanbeyli’ de “kaçak villası var” diye manşetler atmıştır.
Devlete ve vatana bir saldırı varsa öncelikle asker, polis ve güvenlik güçleri gereğini yapar. İhtiyaçsa halk devreye girer. Nitekim 15 Temmuz olayında da bu görüldü.
Kuru kuruya “Vatan, Millet- Sakarya” edebiyatı yapmamak, hamasi nutuklar yerine gerçekleri konuşmak ve yapmak gerekir. İtidalli olmak gerekir.
Kalın Sağlıcakla…
GÜNDEM
Yayınlanma: 19 Aralık 2017 - 09:23
Liderle Terörist Aynı Kefeye Konulamaz! Hep Aynı Oyun
GÜNDEM
19 Aralık 2017 - 09:23

