Psikolojik danışman Burcu Aydın’la bazı psikolojik rahatsızlıkları, bu hastalıkların tedavi yöntemlerini ve kişinin ruhsal sağlığı için yapması gerekenleri konuştuk. Psikoloğa gitmek için bir hastalık olması gerekmediğini söyleyen Aydın, “Kişi çözemediği problemleri olduğunda bize gelebilir” dedi
SORU Y.K: Öncelikle sizi tanıyalım, hangi okullarda okudunuz? Neden bu mesleği seçtiniz?
CEVAP B.A.: Ben Burcu Aydın, psikolojik danışmanım. Ege Üniversitesi Psikolojik Rehberlik ve Danışmanlık bölümünden mezun oldum. Şu an hali hazırda Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’nde yüksek lisans yapıyorum. Bu mesleği seçme nedenim insanlara yardım etmek. O dönem üniversite sınavından da yüksek puan almıştım. Hukuk bölümüyle psikoloji bölümü arasında kaldım. Ama insanlara bu alanda daha faydalı olabileceğimi düşündüm. O dönem popüler meslekti, bu sebepler psikolog olmama neden oldu.
SORU Y.K: Asosyallik ve Antisosyallik çokça karıştırılan şeyler, bunların arasındaki fark nedir?
CEVAP B.A.: Asosyaller sosyal olmayan içine kapanık kendi ile baş başa olmayı seven, dışarıda pek bulunmayan bütün gün evde bilgisayarla oynayan, PlayStation’la oynayan veya sürekli kitabı okuyan insani ilişkileri çok zayıf olan kişilerdir. Antisosyaller ise sosyal ilişkilerde saldırgan davranışlar, toplum tarafından kabul edilmeyen ve suç unsuru olan davranışlara meyil eden ve bunları gerçekleştiren kişilerdir. Antisosyaller hırsızlık gibi şiddet gibi yollara başvurabilirler.
SORU Y.K: Psikoloğa ne zaman gitmek gerekir?
CEVAP B.A.: Ne zaman ihtiyaç duyulursa. Psikoloğa gitmek için bir hastalık olması gerekmiyor. Öncelikle psikiyatriye gitmesi bizim tercihimiz. Kişi kendinde iyi gitmeyen bir şey hissediyorsa, gelecek kaygısı varsa önce psikiyatriye gitmesini öneriyoruz. Bizlere ise kişi çözemediği problemleri olduğunda gelebilir. İlaç testi almak istemiyorsa, psikiyatrist psikolojik destek de alman gerekiyor dediğinde gelebilir. Kişinin evlilik sorunları varsa, bir profesyonel yardıma ihtiyaç duyuyorsa, kendini anlatmak istiyorsa, kendini gerçekleştirmek istiyorsa psikolojik danışmanlığı tercih edebilir.
SORU Y.K: Kişinin hastalığını nasıl saptıyorsunuz?
CEVAP B.A.: Dsm 5 tanı kriterlerimiz var. Ama tanı koyacak kişi bizler değiliz bunun için psikiyatr hekimleri var. Biz sadece şüphelendiğimiz zaman belli kriterlere bakıyoruz. Kişi bu kriterleri karşıladığı zaman ona hastalık tanısı konabiliyor. Ama bunun için dediğim gibi psikiyatriye yönlendirmek gerekiyor. Psikiyatrinin tam bir davranışsal değerlendirme yapması ve tanı koyması gerekiyor. Bizim hastalık olmasından şüphe duyduğumuz zaman gerekli yerlere yönlendirme yapmamız gerekiyor.
SORU Y.K: Depresyon nedir? Çocuklar da depresyona girer mi?
CEVAP B.A.: Bir isteksizlik halidir aslında depresyon. Mutsuzluk, isteksizlik, o gün yaşamaya karşı bir isteksizlik hali. Bu dediğim verimler varsa, güne başlamakta çok isteksizse, çok uyuyorsa, asosyal olmayıp insanlarla ilişki kurmakta zorlanmaya başlıyorsa, mutsuzsa, sık sık ağlıyorsa depresif duygu durumu olabilir. Bu durumda bir hekime gitmesi ve depresyonda mı değil mi değerlendirilmesi gerekir. Tabi ki çocuklar da depresyona girebilir. Çocukluk depresyonu, çocukluk anksiyetesi küçük yaşlarda görülebilen belirtilerdir. Bu belirtiler çocuk psikiyatristleri tarafından değerlendirilebilecek rahatsızlıklardır.
SORU Y.K: Anksiyete nedir?
CEVAP B.A.: Anksiyete kaygı bozukluğudur. Şu anda toplumumuzda da sık görülen bir rahatsızlıktır. Bir olay ya da bir durumla ilgili endişe hali olarak tanımlanabilir. Kişi sürekli ‘bir şey olacak’ korkusuyla yaşar. Bu korku çocuğuyla, geleceğiyle, sağlığıyla ilgili olabilir. Obsesyonlar da bir anksiyetedir. Obsesiflik kişiye huzursuzluk hissi verir. Sürekli bir şey olacak korkusudur aslında anksiyete. Bize gelen başvurular sonucunda söyleyebilirim ki bizim toplumumuzda anksiyete oranı arttı. İnsanların gelecek kaygısı, ekonomik kaygıları arttı. Bundan dolayı bizim toplumumuzda depresyondan daha fazla görülmeye başlandı. Bizim gözlemlerimiz bunlar bir araştırma sonucu değil tabi ki. Toplumsal anksiyete dediğimiz bu kaygılar gelecekle ilgili, yaşamla ilgili, çocuğun geleceğiyle ilgili toplumun getirdiği şeyler bir bakıma. Ekonomik krize girdiğimiz zaman bir anda kaygı bozukluğu ile karşılaşabiliriz mesela.
SORU Y.K: Psikoterapi ne kadar süren bir süreçtir?
CEVAP B.A.: Kişiden kişiye değişebilen bir süreç. Kişilik bozukluklarının tedavisi 3-5 yıl arasında hatta daha da kısa sürebilir. Kişinin süreci nasıl ilerlettiğiyle ve devam etme isteğiyle de alakalı. 1 yılda kendini iyi hisseden ve devam etmek istemeyen kişi de var. Bu hususta amaç da çok önemli. Amacımız kişinin kaygısını gidermekse o kaygı azaldığında ve kişi kendi başına bununla baş etmeyi öğrendiği zaman bu süreç sonlanmıştır. Kişi depresyondaysa ve bunun için destek alıyorsa o zaman yine kendini daha iyi hissettiğinde, yaşamla barışıp mutlu birey haline geldiğinde süreç artık sonlanabilir. Ama kişi kendini gerçekleştirmek ve kendi iç dünyasını tanımak istediğinde bu süreç daha da uzayabilir.
SORU Y.K: Kişi iyileşse bile rutin olarak kontrole gelebilir mi?
CEVAP B.A.: Bu bağımlılık yapar. Bir yerden sonra sonlandırmak gerekiyor. Kişi problemlerini kendi kendine çözebilmeye başlamalı. Eğer sürekli gelmek istiyorsa, devam etmek istiyorsa tek başına gitmekten korkuyor ve tek başına devam edemeyecektir, artık uzmana bağımlı olmuştur. Bu bağımlılığı sağlamamak gerekiyor. Doğru zamanda, artık ihtiyaç olmadığında kişi istemese de bunu sonlandırmak gerekiyor.
SORU Y.K: Kişilik bozukluğu nedir?
CEVAP B.A.: Kişilik bozukluğu kişilik örgütlenmesi ile alakalıdır. DSM kriterlerinde ikinci eksen bozuklukları arasına giren kişilik örgütlenmesinde problemlerin olduğu bozukluklardır. İnsanlar internete girip baktığı zaman bende kişilik bozukluğu var diyebilir ama bunlar herkeste vardır. Herkeste biraz narsizim, bağımlı karakter özelliği olabilir. Bu kişilik bozukluğu demek değildir. Narsistlikte kendini aşırı büyük görme, kendini kimseye yakıştıramama, hep kendinden bahsetme gibi durumlar vardır. Bunlar aslında özgüven eksikliğinden kaynaklanır. Kişilik bozukluğu için kriterlerin hepsinin sağlanması gerekiyor. Öncelikle tanı konulması, testler yapılması gerekir.
SORU Y.K: Psikolog ve psikiyatr arasındaki fark nedir?.
CEVAP B.A.: Psikiyatr tıp fakültesi mezunu. 6 yıl tıp eğitimi aldıktan sonra uzmanlık olarak ruh sağlığı ve sinir hastalıkları bölümünde 4 yıl daha eğitim alıp uzman psikiyatr olunur. Psikolog da edebiyat fakültelerinden 4 yıllık eğitim alıp psikolog olur. Psikiyatri ilaç konusunda değerlendirmeler yapar. Bir hastalığın ilaç gerektirdiğini düşünüyorsa ilaç yazar. Psikiyatr devlet hastanesine gittiğiniz zaman orada 80 kişi sırada beklerken sizinle daha yüzeysel ilgilenmek zorunda kalabilir. Uzun uzun sizinle sohbet edip sizin probleminizi bulmaya çalışamaz. Bu gibi durumlarda psikiyatristler psikologlara yönlendirme yapabilir.
SORU Y.K: Her psikolog aynı şekilde mi yardımcı olur?
CEVAP B.A.: Hayır, birçok psikoterapi yöntemi vardır. Öncelikle kişiliğinize uygun eğitim alıyorsunuz zaten. Bir psikolog psikoterapi eğitimi alacağı zaman kendi deneyimlerine göre kendini geliştirir. Hepsi doğal olarak birbirinden farklı teknikler uygular.
SORU Y.K: Evlilik danışmanları sorunlara kökten çözüm bulabilir mi?
CEVAP B.A.: Evlilik danışmanı kökten çözümden ziyade yol gösterir. Nasıl bir yol bulacağına dair kişilere rehberlik eder. Bu bireysel görüşmelerde de aynıdır. Kişinin nasıl bir çözüm bulacağını, sorunlarıyla nasıl daha sağlıklı baş edeceğini gösterir psikologlar. Evlilikte sorunlar her zaman olur. Bugün bir problem için evlilik danışmanına gidersiniz, o problem hallolur başka bir problem patlak verir. Burada temelde problemi nasıl çözeceğiniz, nasıl iletişim kuracağınız ve sizin için sağlıklı yol hangisi bunu belirlemek önemlidir. Evlilik danışmanı da bu yolu gösterir aslında.
SORU Y.K: Hastalarınız genelde hangi şikayetle geliyorlar?
CEVAP B.A.: Danışanlarım son zamanlarda çoğunlukla anksiyeteyle geliyorlar. Bu dönem dönem değişebiliyor. Sınav kaygısıyla gelen çok var. Ülkemizde çokça karşılaşılan bir durum. Yetişkinlerde de kaygı bozukluğu, panik atak gibi sorunlarda artış var. Ama en çok hangisi diye sorarsanız cevabım anksiyete olur.
SORU Y.K: Psikologluk sabır ve cesaret isteyen bir meslek midir?
CEVAP B.A.: Her mesleği sevmeden yapamazsınız. Her meslek sabır ister ve bu da sabır isteyen bir meslek. Bir insana yardım etmek onunla ilgilenmek ve bunu yaparken zevk almak önemli. Mutlu olmak oldukça önemli. Yoksa her meslek sabır ister. Sabır istemeyen meslek yoktur benim gözümde.
SORU Y.K: Borderline ile Bipolar arasındaki fark nedir?
CEVAP B.A.: Bu aslında psikiyatristin alanı. Ama ben kendince cevap vereyim yine de. Bipolar iki uçlu bozukluk dediğimiz duygu durum bozukluğudur. Kişi bir dönem depresyondayken, bir anda manik atak dediğimiz aşırı coşkulu, aşırı savurgan bir duygu durumuna girebilir. Borderline ise bir kişilik bozukluğudur. Kişi birini çok severken bir anda nefret etme noktasına gelebilir. Bu kişilikle alakalı bir problemdir. Diğeriyse tamamen duygu durumuyla alakalıdır.
SORU Y.K: Ego süperego id nedir?
CEVAP B.A.: İd bizim hayvansal, içsel dürtülerimiz. Libido ve agresyon gibi dürtülerimizin olduğu bilinçaltımızın bulunduğu bölüm. Bir kişi bir insanı dövmek ister, ama o anda dövemez. Yada öldürme ister, öldüremez. İçinden gelen agresyon dürtüsü budur. İçsel dürtüler haz odaklıdır ve o hazzı gerçekleştirmek ister. Süperegoysa, toplum ve ahlak buna uygun değildir der. Ahlak kurallarını belirler ve ahlaka göre davranılmasını ister. Süperego esasında bir ahlaktır. Egoysa bunları dengede tutar. İd haz ister, Süperego da bu yasak der, ego da bu dengeyi kurar. Ego benliği oluşturur, ‘ben’dir. Egoist denilmesinin sebebi kişinin benliğiyle alakalı olduğu içindir.
SORU Y.K: Hipnoz nedir? Her psikolog hipnoz yapabilir mi?
CEVAP B.A.: Hipnoz bir tekniktir, bir terapi yöntemi değildir. Hipnoterapi eğitimi almış kişiler hipnoz uygulanabilir. Ne herkese hipnoz uygulanabilir, ne herkes hipnoz yapabilir. Diğer terapi eğitimleri gibi eğitim alıp yapılabilecek bir şeydir hipnoz. Bilimsel anlamda kanıtlanmış bir tekniktir. Doğru kişiye doğru uzman tarafından uygulandığında çok yararı var. Ben eğitimini almadım bilgim bu kadar.
SORU Y.K: Öfke kontrolü nasıl sağlanır?
CEVAP B.A.: Kişinin neden öfkelendiğiyle alakalıdır aslında. Onu öfkelendiren şey ne, her şey mi öfkelendiriyor buna bakmak gerekir. Gerçekten bir sinirsel bozukluk var, hemen hemen her şey onu öfkelendiriyor ve kontrol edemiyorsa psikiyatri kontrolü ve ilaç desteği gerekebilir. Belli şeyler onu öfkelendiriyorsa birçok teknik kullanılabilir. Her terapi yöntemi farklı sonuçlar verebilir. Burada kişiyi değerlendirmek gerekiyor bireysel anlamda. Onu öfkelendiren şey ne, onun kişilik özellikleri ne bununla baş etme yöntemi ne, bulunup sağlıklı baş etme yöntemleri kullanılmalı sağlıksız baş etme yöntemleri yerine. Öfkesi geldikten sonra değil de onu sinirlendiren o noktaya getiren şeylerle nasıl baş edildiğini göstermek gerekiyor. Yiğithan KOCAKALAY
GÜNDEM
Yayınlanma: 04 Mart 2019 - 10:02
Psikoloğa gitmek için hastalığa gerek yok
GÜNDEM
04 Mart 2019 - 10:02

